Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde uluslararası ilişkilerde güvenilir bir güç arabulucu olarak tanınmakta. Pazartesi günü kutlanan Uluslararası Barış Günü, bu rolün özellikle Afrika’da ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serdi. Uzmanlar, Türkiye’nin Afrika’ya yönelik arabuluculuk, diplomasi, insani yardım, kalkınma ve kapasite artırımı yaklaşımlarının, kıtada barış ve istikrar süreçlerine katkı sağladığını belirtiyor.
Türkiye, 2005 yılında Afrika Birliği (AU) ile gözlemci statüsü kazanmış ve 2008 yılında kıtanın stratejik ortağı ilan edilmiştir. Barış ve güvenlik, Türkiye-Afrika ortaklığında işbirliğinin öncelikli alanları arasında yer almaktadır.
Anadolu Ajansı’na (AA) konuşan İstanbul merkezli Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi (AKEM) araştırmacısı Dr. Alioune Aboutalib Lo ve Türkiye’deki Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi öğretim üyesi Sudanlı akademisyen Dr. Tarık Nur, Türkiye’nin kıtada barış ve istikrar konusundaki çabalarını değerlendirdi.
Lo, Türkiye’nin Afrika politikasında barış ve arabuluculuğun son 20 yılda önemli bir unsur haline geldiğini vurgulayarak, Ankara’nın kıta genelinde çok taraflı ve iki taraflı süreçlerde aktif rol aldığını belirtti.
Türkiye’nin kıtayla olan etkileşimi, 2005’in “Afrika Yılı” olarak ilan edilmesinin ardından büyük bir ivme kazandı. Ankara, kendisini eski sömürge güçlerine göre daha adil bir oyuncu olarak sunarak, “eşit ortaklık ve kazan-kazan prensibi” temelinde işbirliği yaptığına dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yirmi yıl içinde hem başbakan hem de cumhurbaşkanı olarak 50’den fazla Afrika ülkesine ziyaret gerçekleştirdi.
Lo, Türkiye’nin Sierra Leone’daki barış çabalarına Birleşmiş Milletler (BM) kapsamında katkıları ile Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki BM Çok Boyutlu Entegre Stabilizasyon Misyonu (MINUSCA) ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki BM Organizasyonu Stabilizasyon Misyonu (MONUSCO) çerçevesindeki katkılarını örnek gösterdi. İki taraflı düzeyde Ankara’nın, anlaşmazlık içindeki tarafları yakınlaştırmak için diplomasi kullandığını ifade etti.
Somali ile Etiyopya arasındaki Ankara Süreci’nin bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Lo, Türkiye’nin ayrıca Somali ile Somaliland arasındaki görüşmeleri kolaylaştırdığını, Libya dosyasında rol oynadığını ve Nil sularındaki anlaşmazlıkla ilgili diplomatik girişimlerde bulunduğunu aktardı.
Lo, Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle geliştirdiği ilişkilerin Ankara’nın farklı taraflarla etkileşimde bulunmasını sağladığını belirterek, “Türkiye’nin avantajı, bir çatışmada yer alan tüm taraflarla konuşabilmesidir” dedi.
Lo, Türkiye’nin kıtadaki güçlendirilmiş ikili ilişkilerinin, farklı aktörler arasında diyalog başlatmasını sağladığını ve arabuluculuğu diplomatik araçlarından biri haline getirdiğini ifade etti. Somali ve Etiyopya arasındaki ihtilafta Türkiye’nin siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkilerinin iki tarafın Ankara’da bir araya gelmesinde önemli rol oynadığını söyledi.
2024 Temmuz’unda Türkiye’nin kolaylaştırıcılığıyla başlayan görüşmeler, 11 Aralık 2024’te Erdoğan’ın himayesinde benimsenen Ankara Bildirgesi ile sonuçlandı. Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenlik, birlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha teyit etti.
Lo, Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki durumu değerlendirirken, bölgenin barış ve güvenlik açısından giderek karmaşık bir hale geldiğini ve terörizmin bu ülkelerin karşılaştığı başlıca zorluklardan biri olduğunu belirtti. Türkiye’nin bu ülkeyle olan ilişkilerinin son yıllarda güçlendiğini ve Batı Afrika ülkeleri ile birlikte Sahel Devletleri İttifakı (AES) ile de ilişkiler geliştirdiğini söyledi.
Lo, Türkiye’nin bölgede oynadığı rolün sadece diplomatik ve ekonomik ilişkilerle sınırlı olmadığını, güvenlik alanını da kapsadığını belirterek, bazı Sahel ülkelerinin Türk savunma sanayi ürünlerinden faydalandığını ve terörle mücadele kapasitelerini geliştirdiğini ifade etti.
Sudanlı akademisyen Nur, Türkiye’nin Afrika’daki barış çabalarının yalnızca geleneksel arabuluculuk faaliyetleri perspektifinden değerlendirilmemesi gerektiğini, uzun vadeli barış için diplomasi, kalkınma işbirliği, insani yardım, eğitim ve kurumsal kapasite gelişiminin de bileşenler arasında yer aldığını söyledi.
Somali’yi Türkiye’nin çok boyutlu yaklaşımının en belirgin örneklerinden biri olarak gösteren Nur, Ankara Süreci’nin Türkiye’nin doğrudan görüşmeleri kolaylaştırma kapasitesini de gösterdiğini vurguladı. “Türkiye’nin Afrika’daki rolünü, bir tarafın adına çözüm üreten değil, tarafların kendi çözüm yollarını geliştirmelerine yardımcı olan bir kolaylaştırma modeli olarak görmek daha doğru olur” dedi.
Nur, ülkesindeki devam eden savaşı değerlendirirken, Türkiye’nin Sudan’da diplomatik bir alan oluşturma, insani yardım sağlama ve Sudanlı tarafların üzerinde uzlaşabileceği kapsayıcı bir siyasi süreci destekleme konusunda rol oynayabileceğini ifade etti. Türkiye’nin AU, IGAD, BM ve Sudan’ın komşu ülkeleriyle koordineli çabalarının daha etkili sonuçlar üretebileceğini belirterek, “Barış, ateşkes ile sınırlı tutulmamalıdır” dedi.
Nur, savaş sonrası Sudan’da devlet kurumlarının, üniversitelerin ve eğitim ve sağlık altyapısının işleyişinin yeniden sağlanmasının sürdürülebilir barış için önem taşıdığını vurguladı. Türkiye’nin, Afrika’nın kendi barış mekanizmalarıyla olan koordinasyonunu artırabileceğini ifade eden Nur, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde kıtadaki barış süreçlerine katkı sağlayabileceği alanlar arasında savaş sonrası yeniden inşa ve insan kaynağı gelişiminin de bulunduğunu sözlerine ekledi.
