Ölümünden dört yıl sonra, rap sanatçısı Sidhu Moose Wala, Ekim ayında “sahneye” dönmeye hazırlanıyor. Ancak bu, tek gecelik bir anma etkinliği değil. Moose Wala, hologram formunda dünya turuna çıkma hazırlıkları yapıyor. Müzik endüstrisinde ölüm, artık bir turunun sona ermesiyle eş anlamlı değil.
Bir sanatçı öldüğünde geride kalanlar genellikle şarkıları, albümleri, konser kayıtları ve anılardır. Ancak artık bir tur da kalabilir.
Punjabi müziğinin en büyük starlarından biri olan Sidhu Moose Wala, 29 Mayıs 2022 tarihinde 28 yaşında vurularak hayatını kaybetti. Üzerinden dört yıl geçmesine rağmen, adı yeniden konser afişlerinde yer alıyor.
“Signed to God World Tour” adlı proje, 9 Ekim’de Kanada’nın Toronto kentindeki Scotiabank Arena’da başlayacak. Ancak sahneye çıkan, Moose Wala’nın kendisi değil, sanatçının üç boyutlu holografik temsili olacak.
Proje, sanatçının orijinal vokallerini 3D projeksiyonlar, sinematik görseller ve sahne efektleri ile birleştirecek. Aile üyelerinin bilgisi ve desteği ile gerçekleştiriliyor. Burada önemli bir detay var: Bu proje, Sidhu Moose Wala’nın yeni bir şarkı söylemesi için yapay zeka kullanan bir çalışma değil. Yapım ekibine göre, amaç mevcut görüntüler ve orijinal ses kayıtları kullanarak onun sahne varlığını yeniden yaratmak.
Diğer bir deyişle, teknoloji yeni bir sanatçı yaratmıyor; vefat eden bir sanatçının performansını sahneye geri getiriyor.
Ancak konu, Moose Wala ile sınırlı değil. Müzik endüstrisinde çok daha büyük bir kapı açılıyor. Londra merkezli Unit1 Studio, avatar konser teknolojisini geliştirmek için yakın zamanda 20 milyon dolarlık yeni bir yatırım aldı. Şirket, hem tura çıkmayan yaşayan sanatçıların hem de hayatını kaybeden müzisyenlerin dijital versiyonlarını konser mekanlarına getirmeyi amaçlıyor.
Sistemin önemli bir özelliği, ABBA Voyage’daki gibi tek bir mekanla sınırlı olmaması. Aynı prodüksiyon, farklı şehirlerde ve mevcut konser salonlarında sahnelenebiliyor. Bu, müzik endüstrisinin yeni ekonomisinin başlangıcını işaret ediyor.
Düşünün ki: Sanatçı uçağa binmek zorunda değil. Otellerde kalmak zorunda değil. Turu yorgunluğu yaşamıyor. Yaşlanma artık bir sorun değil. Aslında, konserin gerçekleşmesi için sanatçının varlığı teknik olarak bir zorunluluk değil.
Geride kalanlar ise katalog, imaj hakları, ses kayıtları, isim hakları ve bunları yöneten varisler veya şirketlerdir. Hepsi bir araya geldiğinde, sanatçıdan bağımsız yeni bir “tur markası” ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte, ticari tarafın yanı sıra etik sorular da gündeme gelecek.
Sanatçının ölümünden sonra sahnede ne yapacağına kim karar verecek? Aile mi? Plak şirketi mi? Menajeri mi? Katalog ve imaj haklarını elinde bulunduran bir yatırım fonu mu?
Daha da önemlisi, eğer bir sanatçı hayattayken böyle bir gösteri için izin vermediyse, yıllar sonra dijital benzerini sahneye çıkarmak ne kadar uygun?
Bugün hologramlar gündemde. Yarın yapay zeka devreye girdiğinde, sınırlar daha da belirsiz hale gelebilir. Sanatçının asla söylemediği şeyleri söyleyen, asla kaydedilmemiş şarkıları seslendiren ve asla konser vermemiş bir dijital kopya ortaya çıkabilir.
Peki, bu hala karşımızda duran sanatçı mı olacak, yoksa kendi adı altında faaliyet gösteren yeni bir ticari ürün mü?
Bu nedenle Moose Wala turu, yalnızca teknolojik bir gösteriden ibaret değil. Müzik endüstrisinin geleceğine açılan bir pencere.
Çünkü garip ama gerçek bir döneme giriyoruz: Bir sanatçı ölebilir. Ancak markası yaşamaya, bilet satmaya ve hatta dünya turuna çıkmaya devam edebilir.
