Bu yıl Türkiye ile İtalya arasındaki diplomatik ilişkilerin 170. yılını kutluyoruz. Bu uzun geçmiş, iki ulus ve toplum arasındaki güçlü bağı kanıtlıyor.
Bu yakınlığın kökleri, Truva’nın alevler içinde yanmasının ardından İtalya’nın kıyılarına ulaşan Aeneas’ın efsanesine kadar uzanıyor ve Roma’nın doğuşunu sağlayan soyluluğun temellerini atıyor.
Mediteranne’nin üç kıtayı birbirine bağlayan kesişim noktası olması, halklarımızın bu bölgede oynadığı rollerle pekişiyor. Bu tarihi beslemek ve hafızasını korumak ortak önceliğimizdir ve bu bağlamda arkeoloji alanında önemli projeler yürütüyoruz. Türk topraklarındaki dört UNESCO alanı da dahil olmak üzere 15 misyonda önde gelen akademisyenlerimiz işbirliği yapıyor.
Bu bağlamda ilk durağım Hierapolis olacak. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile birlikte burada “17. Arkeoloji Konferansı”nı açacak olmaktan onur duyuyorum. Bu etkinlik, İtalya’nın bu alandaki katkılarına adanmış olup, 1957 yılından bu yana kesintisiz arkeolojik kazı faaliyetlerine ev sahipliği yapmaktadır.
Geçtiğimiz Haziran ayında Bakan Ersoy ile birlikte Roma’nın Kolezyum’unda “Truva ve Roma” sergisini açtık. Bu sergi, şu ana kadar 2 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı. Kültürel işbirliğimizle, istikrar ve refah dolu bir geleceği inşa edecek olan sayısız yolları keşfetmeye devam ediyoruz.
İtalyan mimarları, sanatçıları, tüccarları, müzisyenleri ve girişimcileri, Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük şehirlerinde, daha sonra ise Türkiye’de her zaman aktif oldular. Bugün, özellikle İstanbul ve İzmir’deki bu dinamik topluluk, hem geçmişimizi hem de dostluğumuzu birleştiren bir mirası korumaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, heykeltıraş Pietro Canonica’yı yeni devletin hizmetine davet etti. Canonica’nın eserleri, devletin kamu imajını şekillendirmede önemli bir rol oynadı.
Amacımız, bu diyalogu yenilemektir. Geçmişimizi kutlamanın ötesinde, kültürlerimiz arasındaki sürekli etkileşim, bu topraklarda özgün deneyimler yaratmamıza olanak sağladı. Levanten toplumu da buna ilginç bir tanıklık sunmaktadır. Önümüzdeki günlerde daha fazla fırsatlar açacak anlaşma ve girişimlerin temellerini atacağız. İstanbul’da, İtalyan sanatı ve zekasını öne çıkaran bir güzergah sunacağım.
Dost ve müttefik devletler arasında kültür, en otantik anlamını ortaya çıkarır: akıl ve duyguya hitap eden stratejik bir kaynaktır. Karşılıklı anlayış, aynı deniz kıyısında büyüyen iki medeniyetin dönüştürücü potansiyelini açığa çıkarır.
İtalya, Batıya Uluslar Hukukunu (IUS GENTIUM) sunan Latin ve Akdeniz mirasını korumaktadır. Türkiye ise, insanlık tarihinin en uzun ömürlü imparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu’nun doğal varisidir ve antik Hitit medeniyetinin kalıntılarını korumaktadır.
Paralel tarihimiz, dünya tarihinin en saf nehri olan kültürel ortak paydamızın akışını sürdürüyor.
