Uluslararası üne sahip sanatçı ve tasarımcı Arik Levy ile olan ilk buluşmam, sadece bir sohbetin ötesine geçen izler bıraktı. Levy ile İstanbul’da Contemporary Istanbul etkinliği sırasında, kendisi onuruna DG Art Gallery & Project tarafından düzenlenen özel bir akşam yemeğinde bir araya geldik. Sanat koleksiyonerleri ve meraklılarıyla çevrili bir ortamda, Levy’nin samimi ve ulaşılabilir kişiliği beni hemen etkiledi. Onunla ilk karşılaşmamızda hissettiğim sıcaklık, oldukça tanıdık bir atmosfer oluşturdu.
Buluşmamızı daha unutulmaz kılan ise, Levy’nin bana sunduğu düşünceli bir hediyeydi. Sonrasında, sanat dünyasına dair yakın bir bakış sunan “The House” adlı kitabını imzalayarak hediye etti. Bu sadece güzel bir sanat kitabı değildi; aynı zamanda onun yaratıcı vizyonunun arkasındaki özel dünyaya bir davet gibiydi. Benim için oldukça anlamlı bir hatıra haline geldi.
Karşılaşmamız, sanat, kimlik, insan bağlantısı ve hayatımızı şekillendiren güçlerin dengesi hakkında derinlemesine bir sohbeti de beraberinde getirdi. Levy, sanatıyla ilgili felsefesinin merkezinde insanları konumlandırarak, fiziksel nesnelerle çalışıyor olsa da her şeyin insan odaklı olduğunu belirtiyor.
Levy, çoğu zaman “Dünya insanlar için, nesneler için değil” diyerek bu felsefesini vurguluyor. Bir nesneyi duygusal ve insani kılan şeyin ne olduğunu sorduğumda, eserlerinin arkasında yatan derin felsefeyi açığa çıkaran bir yanıt verdi. Ona göre, heykeller, resimler, fotoğraflar ve enstalasyonlar insanlar ile fikirler arasında iletişim kuran araçlardır. İzleyicileri sorgulamaya, düşünmeye ve kendi deneyimleriyle bir bağ kurmaya davet eder.
Levy’nin RockFormation serisi, bu yaklaşımın çarpıcı bir örneğini sunuyor. Heykeller, denge, istikrarsızlık, bakım ve destek gibi kavramları araştırıyor. Bir açıdan bakıldığında, formlar mükemmel bir denge sergilerken, başka bir açıdan bakıldığında düşmek üzere oldukları izlenimi veriyor. Bu belirsizlik, insanı doğrudan etkileyen bir soruyu gündeme getiriyor: Her şey istikrarsız görünürken bizi ayakta tutan nedir?
