İsrail’de Salı günü gerçekleştirilecek kritik seçimler öncesinde, siyasi analistler ve bölgedeki politika yapıcıları, kim kazanırsa kazansın, ülkenin Filistinlilere, İran’a yönelik temel politikalarında ve Ortadoğu’daki konumunda önemli bir değişiklik beklenmediğini vurguluyor. Anketler, mevcut Başbakan Benjamin Netanyahu ile muhalefet lideri Gadi Eisenkot arasındaki yarışın oldukça yakın geçtiğini gösteriyor. Her iki lider de güvenlik odaklı sert politikalarla kampanya yürütüyor ve stratejik öncelikler konusunda benzer görüşleri paylaşıyor; özellikle İran üzerinde askeri baskının sürdürülmesi ve Filistin devleti kurma taleplerine karşı durulması gibi.
Analistlere göre, bu ortak uzlaşı, kısmen 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen Hamas’ın saldırısı ve bu saldırının ardından patlak veren insanlık dramı ile şekillendi. Bu süreçte, komşu Lübnan ve İran da giderek daha fazla etkilenmekte.
Netanyahu’nun eski danışmanı Aviv Bushinsky, “Eğer Netanyahu yeniden seçilirse, ne yapmak istiyorsa onu yapacak,” diyor. “Yerleşimlerin genişlemesi sürecek. İran, Hamas ve Hizbullah’a karşı savaşlar devam edecek. Şu anda gördükleriniz, seçimden sonra da göreceğiniz şeyler, belki de daha agresif bir şekilde. İran böyle bir durumda olduğu sürece, Filistin hakkında konuşmanın bir anlamı yok.”
Seçim yarışının, İsrail’in geleceği için karşıt vizyonlar değil, mevcut uzun süredir devam eden önceliklerin ne kadar ileriye ve ne kadar hızlı taşınacağı üzerine kurulu olduğu görüşü, İsrail’in güvenlik bürokrasisi ve siyasi sınıfında yaygın. Her iki aday da bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına karşı olduklarını açıkladı; bu görüş ise çoğu önemli Yahudi partileri tarafından paylaşılıyor. “Politikanın özü aynı: Filistin devletine hayır, daha fazla yerleşim genişlemesine evet. Bu konuda herkes hemfikir,” diyor Filistinli analist Ghassan al-Khatib.
İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da, Netanyahu döneminde yerleşimlerin hızlı bir şekilde genişlemesine tanıklık edildi. Eleştirmenler, hükümetin, yüz binlerce yerleşimcinin bu topraklarda yerleşmesine göz yumduğunu veya bunu teşvik ettiğini savunuyor.
Eisenkot ise yerleşimleri “ilkeden” desteklemekle birlikte, resmi izin olmadan inşa edilen yerleşimlerin yıkılması gerektiğini savunuyor ve yerleşimci şiddetini durdurma sözü veriyor. Ayrıca Batı Şeria’nın tartışmalı E1 bölgesinde inşaat yapılmasına karşı çıkıyor. E1 bölgesinin geliştirilmesi, Batı Şeria’yı ikiye bölecek ve Doğu Kudüs’ü geri kalan bölgelerden ayıracak; bu durum birçok kişi tarafından Filistin devletinin umutları için bir son olarak görülüyor.
Her iki lider de Filistin kökenli İsrailli partilerle hükümet kurmayı dışladı ve bu durum yeni bir koalisyondan önemli bir politika reformu beklenmediğini gösteriyor. İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu Gazze’deki duruma gelince; üç yıl süren savaşın sonunda, İsrail askerleri şu anda Gazze’nin yaklaşık üçte ikisini kontrol ediyor, yaklaşık 2 milyon Filistinli ise kalan üçte birinde sıkışmış durumda. Adayların her ikisi de Hamas silahlı gücünü kaybetmediği sürece Gazze’den çekilmeyeceklerini ifade ediyor. Bunun sonucunda, Gazze’deki çatışmaların süreceği öngörülüyor.
İran’a karşı duruş da yeni hükümetin geleceği için en zorlayıcı konu olarak öne çıkıyor. Netanyahu, İran’a karşı sert bir politika izliyor. Eisenkot ise bu yaklaşımda büyük bir değişim sözü vermiyor. Her iki lider de, İran’ın saldırgan politikalarına karşı sıkı duracaklarını belirtiyor.
Sonuç olarak, İsrail’deki seçimler, bölgedeki ülkeler tarafından önemli bir değişim olarak değil, mevcut çatışmaların kalıcılığının bir testi olarak değerlendiriliyor. Salı günü yapılacak seçimlerin ardından yeni bir başbakan seçilecek veya Netanyahu’nun uzun süredir devam eden yönetimi yeniden onaylanacaktır. Ancak Filistinler, İran ve daha geniş Ortadoğu’ya yönelik stratejik tutumun büyük ölçüde değişmeyeceği düşünülmektedir.
