Kürdistan Press’te yer alan habere göre, yazar ve dış politika analisti Ahmed Soha Omar, Ukrayna’daki gelişmeleri, Karadeniz’deki durumu, Doğu Akdeniz’deki gerilimleri, Ankara ile Bakü arasındaki ilişkileri ve İsrail’in yeni güvenlik doktrinini ele aldığı yazısında, Türkiye’nin farklı yönlerden güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olduğunu ve başkalarının planladığı savaşlara sürüklenme riski taşıdığını belirtti. Cumhuriyet gazetesinde 28 Ekim’de yayımlanan “Türkiye’yi neler bekliyor?” başlıklı yazısında, son gelişmelerin Türkiye’nin dış politika stratejisinin gözden geçirilmesi ve güvenlik durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin Ukrayna Savaşı’na Sürüklenme Riski
Omar, Donald Trump’ın Ukrayna savaşına yönelik yaklaşımındaki değişikliğe dikkat çekerek, ABD Başkanı’nın daha önce Volodymyr Zelensky’yi desteklerken şimdi Vladimir Putin ile uzlaşma sinyalleri verdiğini ve Rusya’nın işgal altındaki Ukrayna topraklarını elinde tutmasına olanak sağlayan bir anlaşma önerdiğini ifade etti.
Bu durumun, ABD ve NATO’nun güvenilirliği hakkında ciddi soru işaretleri yarattığını belirten Ahmed Soha Omar, Avrupa’nın olası bir Rusya ile karşılaşmada Türk askeri kuvvetlerinin kullanımını talep edebileceğini, bu durumun Ankara’nın doğrudan bir savaşa çekilmesine yol açabileceğini de sözlerine ekledi.
Montreux Sözleşmesi’nin Yeniden Gündeme Gelme İhtimali
Omar, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bir diğer riskin ise Karadeniz’deki gelişmeler olduğunu ifade etti. Bulgaristan ve Romanya’nın, Karadeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırıları gerekçe göstererek Avrupa Birliği ve NATO’dan destek talep ettiğini belirtti. Bu talebin, Montreux Sözleşmesi’nin yeniden tasarlanması ve değiştirilmesi ya da iptali yönünde adımlara zemin hazırlayabileceğini kaydetti.
Omar, “Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’nın artık NATO ve Avrupa Birliği üyesi olduğunu ve ABD’nin yıllardır Montreux Sözleşmesi’ndeki kısıtlamalardan kurtulma çabası içinde olduğunu göz önünde bulundurmalıdır,” ifadelerini kullandı.
Doğu Akdeniz’deki Karmaşık Gelişmeler
Cumhuriyet yazarı, Türkiye ile Libya arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik anlaşmanın onaylanmasını inceledi ve bu adımın, Türkiye ile Mısır arasında ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımların atıldığı bir zamanda gerçekleşmesinin dikkate değer olduğunu ifade etti.
Omar, Mısır’ın tepkisi ve Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs tarafından girişilen karşı tedbirlerin konuyu daha da karmaşık hale getirdiğini belirtti. Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs arasındaki savunma iş birliğindeki hızlı gelişmelerin, Türkiye-Libya anlaşmasının onaylanmasının bu ülkelerin Ankara’ya karşı iş birliğini güçlendirebileceğini gösterdiğini vurguladı.
Türk hükümetine bu gelişmenin olası sonuçlarını dikkatlice incelemesi ve gerekli tedbirleri alması çağrısında bulundu.
Ankara-Bakü Gerilimi Geçici Bir Çekişmeden Fazlası
Ahmed Soha Omar, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerginliğin yalnızca kılık kıyafet meselesine dayandırılmasının veya “bir millet, iki devlet” ifadesiyle geçiştirilemeyeceğini ifade etti.
Azerbaycan’ın, İran’dan kaynaklanan tehdit duygusuyla ABD-İsrail cephesine yaklaştığını ve aynı zamanda ABD- Ermenistan ilişkileriyle Zengezur Koridoru ile ilgili gelişmeleri dikkate aldığını vurguladı.
Omar, Bakü’nün Mekke Anlaşması ve Badr Mutabakatı’nı, Türkiye’nin İran karşıtı ABD-İsrail cephesini dolaylı desteklemesi olarak değerlendirmiş olabileceğini öne sürdü. Türkiye’nin üç cephede ciddi güvenlik sorunlarıyla karşılaşması nedeniyle Azerbaycan’ın iç işlerine müdahale etmemesi gerektiğini ve ülkeyi İran karşıtı cephelerden uzak tutmaya çalışması gerektiğini söyledi.
İsrail’in Yeni Güvenlik Doktrini Uyarısı
Yazısının başka bir bölümünde Ahmed Soha Omar, İsrail’in yeni ulusal güvenlik doktrinini ele aldı. Bu doktrin, Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ı “Sünni koalisyonu” olarak tanımlamaktadır. Netanyahu’nun Türkiye ile bir çatışmadan kaçınma çabalarına yönelik açıklamalarını da hatırlatan Omar, İsrail Başbakanı’nın Ankara’ya yönelik ABD politikası konusunda Washington ile yaşanan farklılıkları da gündeme getirdi. “Bu ifadeler, İran güç dengesinden çekildiğinde Türkiye’nin İsrail’in yeni rakibi olabileceğini gösteriyor.” diyerek Türk hükümetine bu doktrinin olası etkilerini dikkatlice değerlendirmesi çağrısında bulundu.
Mekke Anlaşması ve Askeri-Sanayi Kompleksinin Genişleme Olasılığı
Omar, Mekke Anlaşması ve Badr Mutabakatı’na dair önemli detaylara da yer verdi. Türkiye’nin bu mekanizmalara katılımının hangi ulusal güvenlik çıkarlarına hizmet ettiğinin henüz net olmadığını belirtti.
Bu anlaşmaların, Ankara’nın savunma sanayisi için yeni pazarlar bulma ve hükümete yakın sınırlı çıkarları güvence altına alma amacıyla yapılmış olabileceğini düşündüğünü aktardı. Eğer bu doğruysa, Türkiye’nin askeri-sanayi kompleksinin etkisi altına girdiğini ifade eden Omar, bu yapının ekonomik çıkarlarının hükümetleri savaş yanlısı politikalar benimsemeye yönlendirdiğini vurguladı.
Omar, bu yaklaşımı “evde barış, dünyada barış” ilkesinden sapma olarak değerlendirdi ve “Türkiye’nin savaş tuzaklarına düşmemesi ve başkalarının savaşlarından uzak durması gerektiği” mesajını verdi.
