Yeni Zelanda ve Avustralya’nın, Çin ile olan ticareti güçlü kalırken, Pekin ile siyasi ilişkilerinin giderek kötüleştiği gözlemleniyor. Her iki ülke de, Çin’i bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirmelerinin ticari ortaklıkları üzerinde olumsuz etkileri olabileceğinin farkında değil gibi görünüyor. Son üç yılda Canberra, Papua Yeni Gine, Nauru, Vanuatu, Tuvalu ile ihtilaflı savunma anlaşmaları imzaladı ve en son olarak Fiji ile “Barış Okyanusu İttifakı”na katıldı; bu ittifak, karşılıklı savunma yükümlülüklerini içeriyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Asya-Pasifik’ten yavaş yavaş çekilirken, 1950’lerden beri Çin’i kuşatma misyonunu sürdüren Asyalı ortaklarını yönlendiriyor. Washington’un, çözümsüz bir muhalefetle karşı karşıya kaldığında geri adım atma eğiliminde olduğu biliniyor. Bunun son örnekleri 1953’te Kore’deki, 1975’te Vietnam’daki ve 2021’de Afganistan’daki çekilmelerle yaşandı.
Bu yılın Ocak ayında, USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Doğu Asya’dan Orta Doğu’ya sevk edildi ve ardından Mart ayında Terminal Yüksek İrtifa Alanı Savunma (THAAD) ve Patriot füze sistemleri bölgeye gönderildi. Bu sistemlerin, Kuzey Asya’daki ABD gücünün temeli olması bekleniyor, ancak yakın gelecekte yerlerinin doldurulması olası görünmüyor.
Barış Okyanusu İttifakı’na imza atan ülkeler arasında bir çatışma söz konusu. Avustralya’nın Pasifik ülkeleriyle yaptığı son anlaşmalar, ABD’nin stratejik destek vermesi beklenen ipoteğe dayanıyor. Bu anlaşmalar, ABD’nin bölgede aktif kalmasını sağlarken, aynı zamanda ABD’nin tamamen ayrılması durumunda ortak bir güvenlik mimarisi oluşturmayı da hedefliyor.
