1946’da kurulan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) ilk toplantısı, 17 Ocak 1946’da Londra’nın Westminster bölgesindeki Church House’ta gerçekleştirildi. Savaşın izlerini taşıyan Londra, yıllarca süren hava saldırıları ve bombaların gölgesinde kalmıştı. Berlin düşmüş, Hitler ölmüş, Hiroshima ve Nagasaki’ye atom bombası atılmıştı. İkinci Dünya Savaşı sona ermişti, ancak savaşın izleri hâlâ belirgindi.
O gün saat 15:00’te, BMGK’nın ilk toplantısı yapıldı ve toplantı, geçici başkan olarak görev yapan Avustralyalı Norman Makin tarafından açıldı. BMGK’nın temelini oluşturan beş daimi üye, bugün de bildiğimiz şekliyle ABD, Sovyetler Birliği, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa’ydı. Toplantıda, Konsey’in işleyiş kuralları, geçici usul kuralları ve başkanlık sistemi gibi konular ele alındı. Dört gün sonra, 25 Ocak 1946’da BMGK’nın ilk kararı alınacaktı.
Savaşın bir daha asla yaşanmaması için dünyayı nasıl bir araya getirecekleri sorusu, bu toplantıdaki en önemli meselelerden biriydi. Çözüm basit görünüyordu: Dünyanın en güçlü devletlerini aynı masanın etrafına toplamak ve onlara diğerlerinden daha fazla yetki vermek.
Bugün, bu sistemin en tartışmalı özelliği veto hakkıdır. Ancak 1945’te, veto, büyük güçlerin yeni kuruluşa dahil edilmesi için bir bedel olarak görülüyordu. O dönemde dünya, bugünkünden çok farklıydı; nüfus 2.5 milyar, Afrika’nın büyük bir kısmı sömürge yönetimindeydi ve birçok uyuşmazlık, BMGK’nın varlığını sorgulatmaya başladı.
2026’da ise, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) 81. oturumunun açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Dünya beşten büyüktür” ifadesiyle, 80 yıl önceki sistemi sorguladı. Erdoğan, 190’dan fazla ülkenin iradesinin yalnızca beş ülkenin iradesine tabi olamayacağını vurguladı. Ayrıca Birleşmiş Milletler’in, uluslararası barış ve güvenliği sağlama konusunda giderek daha fazla başarısız olduğunu belirtti.
Bu sistemin adaletsizliğine vurgu yapan Erdoğan, sadece belirli ülkelerle değil; 1945’te belirlenen güç dağılımının 2026’da hâlâ geçerli olup olamayacağı sorusunu da gündeme getirdi. Günümüzde BMGK, 193 üye devletin yetkisini, daimi beş üyeye bırakırken, Afrika ve diğer birçok bölgedeki ülkeler hala temsil edilme konusunda zorluk yaşıyor. Bu çelişki, Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği bir sorun: BMGK’nın yapısının güncel dünyayı yansıtmadığı.
