Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDK) 13. Zirvesi, 29-30 Ekim tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. “Türk Yüzyılı: Dil, Düşünce ve Eylemde Birlik” temasıyla düzenlenen zirvede, Türkiye, dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devraldı. Zirve, kültürel yakınlıkların kurumsal iş birliğine, ekonomik ortaklıklara ve stratejik dayanışmaya dönüştürülmesi üzerine odaklandı.
Güç mücadelesi, bölgesel çatışmalar ve ulaştırma yolları üzerindeki rekabetin uluslararası sistemi yeniden şekillendirdiği bir ortamda, Türk devletlerinin ortak eylem arayışı daha da önem kazanıyor. Bu arayışın somut sonuçlar vermesi için tarihi ve kültürel yakınlıkların diplomatik söylemle sınırlı kalmaması, ortak çıkarların kurumsal mekanizmalarla desteklenmesi gerekiyor.
Ankara zirvesinin önemi, nihai bildirgesindeki hedefler ile ortaya çıkıyor. Bildirgede, siyasi koordinasyondan savunma sanayisine, ulaştırmadan dijital altyapıya kadar geniş bir iş birliği ajandası belirlendi. Ortak kimliğin ölçülebilir ekonomik ve jeopolitik kazançlara dönüştürülmesi, Türk Yüzyılı hedefinin gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.
TDK’nın evriminde kültürel iş birliğinin siyasi ve güvenlik meseleleriyle daha fazla entegre olması dikkat çekiyor. 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması çerçevesinde kurulan ve 2021 İstanbul Zirvesi’nde yeniden adlandırılan bu teşkilat, bölgesel gelişmelere dair ortak pozisyon alabilen bir yapı olmayı hedefliyor. Ankara’da belirlenen siyasi koordinasyon hedefleri, bu dönüşümde yeni bir aşamayı temsil ediyor.
Zirvede, Stratejik Ortaklık ve Sonsuz Kardeşlik Antlaşması taslağında kaydedilen ilerleme ise kurumsallaşma açısından anlamlı çıktılardan biri oldu. Uluslararası kuruluşlardaki adaylıklara karşılıklı destek ve dışişleri bakanları arasında düzenli istişareler, teşkilatın diplomatik etkinliğini artırabilir. 2027-2031 Stratejisi’nin hazırlanması da uzun vadeli hedeflerin ortak bir programda yer alması açısından önem taşıyor. Antlaşmanın imzalanması, teşkilatın dayanışma platformundan hukuki yükümlülükleri olan bir yapıya geçişinin eşiğini oluşturacak.
Ancak, ortak siyasi iradenin uluslararası meselelerde ne kadar etkili olacağı, teşkilat için temel bir soru olarak kalıyor. Üye devletlerin coğrafi konumları, dış politika öncelikleri ve uluslararası ortaklıkları farklılık gösteriyor. Her gelişmede aynı konumda olmak gerçekçi bir beklenti değil. Ancak, ortak çıkarlara dair düzenli istişareler ve diplomatik dayanışma geliştirilebilir. Kurumsal olgunluk, farklılıkları yönetme ve ortak zemini koruma yeteneği ile ölçülür.
Zirvede öne çıkan güvenlik ve savunma sanayi girişimleri, iş birliğinin en somut boyutunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin ev sahipliğinde bir TDK Savunma Sanayi Koleji programının kurulmasının araştırılması, bilgi ve deneyim alışverişini genişletmek için önemlidir. Siber güvenlik mutabakat zaptının imzalanmasının hızlandırılması, TDK Siber Güvenlik Konseyi üzerine yapılan istişarelerin ilerletilmesi ve suçla mücadele konseyine ilişkin anlaşmanın teşvik edilmesi, terörizmden siber suça kadar uzanan tehditlere karşı ortak güvenlik yaklaşımını genişletecektir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Teşkilat içindeki konumu, Türk dünyasının siyasi dayanışması açısından büyük önem taşıyor. Zirvede, Kıbrıs sorununun adadaki mevcut gerçeklikler temelinde karşılıklı kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir çözümle çözülmesi gerektiği vurgulandı. Türk Cumhuriyeti’nin eşit haklarına destek yeniden ifade edildi.
KKTC için gözlemci statüsü, uluslararası alandaki siyasi izolasyonunu aşması ve Türk dünyasıyla kurumsal bağlarını güçlendirmesi açısından değerli. Türk devletlerinin bu desteği diplomatik temaslar ve uluslararası girişimlerle sürdürmesi, Kıbrıslı Türklerin haklı mücadelesine katkıda bulunacaktır. Filistin’deki iki devletli çözüme destek ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik destek, teşkilatın ortak bölgesel endişelerini de yansıtıyor.
Türk dünyasının coğrafi bağlantılarını ekonomik entegrasyona dönüştürmek, bu entegrasyonun temel unsurlarından biri. Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken, Orta Koridor’un Avrupa’ya uzanan Dnipro üzerinden devam etmesi, Türk devletlerinin ticaret yollarındaki konumunu güçlendirebilir. Zirvede, Trans-Kaspiya Uluslararası Doğu-Batı Orta Koridoru, Zangezur Koridoru ve Trans-Afgan Demiryolu’nun stratejik önemi vurgulandı.
Bu projelerin, ayrık yatırımlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altı çizildi. Planlanan tek bir bağlantı ağı olarak bu tamamlayıcı güzergahlar, Türk dünyasının ekonomik entegrasyonuna hizmet edebilir. Ancak, koridorların stratejik değeri haritada yer alan güzergahlarla sınırlı olmamalıdır. Rekabetçilikleri, sahadaki işleyişleri ile belirlenmektedir: sınır geçişlerindeki bekleme süreleri, gümrük tarifeleri, demiryolu hatlarının teknik uyumu, liman kapasitesi ve lojistik maliyetler gibi faktörler önemlidir.
Dijitalleşme bu entegrasyonun yeni bir boyutunu oluşturuyor. Azerbaycan-Kazakhstan fiber optik kablo hattını içeren Dijital İpek Yolu girişimi, Türk dünyasının veri altyapısını güçlendirebilir. TDK-SAT 12U Küp Uydu üretiminin tamamlanması ve uzay sanayinde teşkilatın ilk çerçeve anlaşmasının imzalanması bu alandaki iş birliğinin somut örneklerindendir.
Uzun vadeli ekonomik entegrasyon, daha güçlü sosyal ve kültürel bağlarla da yakından ilişkilidir. Ortak Türk Alfabası’nın tanıtılması, eğitim ve öğrenci değişim programlarının geliştirilmesi ve UNESCO bünyesinde Türk Devletleri Grubu oluşturma girişiminin desteklenmesi, ortak kültür bilincinin yeni nesillere aktarılmasına yardımcı olacaktır. Kültürel bağ, Türk dünyası projesinin hem çıkış noktası hem de en kalıcı güvencesidir.
Sonuç olarak, Ankara zirvesi, Türk dünyasının ortak geleceği için hedeflerin daha geniş bir stratejik çerçevede ele alındığını gösterdi. Türkiye, bu hedeflerin hayata geçirilmesinde önemli bir sorumluluk üstleniyor. 2027’de Özbekistan’ın ev sahipliği yapacağı 14. zirveye kadar Türkiye’nin önceliği, alınan kararların takip edilmesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi olmalıdır.
Türk devletleri arasındaki dayanışmanın kalıcı bir güç kaynağına dönüşmesi, ortak kimliğin siyasi irade, ekonomik kapasite ve güvenlik iş birliği ile desteklenmesine bağlıdır. “Türk Yüzyılı”nı inşa etmek, dil ve düşünce alanındaki yakınlığın kurumsal iş birliğine, bu iş birliğinin de somut stratejik kazanımlara dönüşmesiyle mümkün hale gelecektir.
