Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve hükümeti, Japonya’nın savunma ve güvenlik sistemlerini geliştirme çabaları nedeniyle bazı medya organları ve halk tarafından eleştiriliyor.
Ancak eleştirmenler, Indo-Pasifik bölgesindeki mevcut durumu yeterince dikkate almıyorlar.
Örneğin, Pasifik Adaları, Çin ile Amerika Birleşik Devletleri ve bölgedeki diğer ortakları arasında artan bir stratejik rekabetin merkezi haline geldi.
Her ne kadar Çin, Pasifik’e verilen kalkınma finansmanı konusunda en büyük sağlayıcı olmasa da, bölgedeki gelişim ortaklarından biri olarak kendisini konumlandırmayı başardı. 2008-2024 yılları arasında Avustralya, Pasifik ada ülkelerine yapılan toplam kalkınma finansmanının %38’ini sağlarken, Çin’in diplomatik, ekonomik ve güvenlik varlığı önemli ölçüde arttı.
Bu gelişim, Çin’in sağladığı yardımların miktarından ziyade, Pekin’in yerleştiği sektörler ve kurumlarla daha fazla ilgilidir. 2026 yılında yapılan bir anket, Avustralyalıların %39’unun Pasifik’teki en büyük etki sahibi ülke olarak Çin’i gördüğünü, yalnızca %33’ünün Avustralya’yı seçtiğini göstermektedir. Bu, önceki yılın sonuçlarının tersine bir durumdur. Geçen yıl, Avustralya %39 ile Çin’in %34’lük oranını geçiyordu.
Bu bulgu, Pasifik topluluklarının Çin’i daha etkili gördüğünü kesin olarak ortaya koymuyor. Bunun yerine, Avustralya’da bile, bölgedeki geleneksel üstünlüğünün artık garanti edilemeyeceği konusunda artan bir farkındalık olduğunu gösteriyor.
Çin’in Pasifik ile ekonomik ilişkileri önemli bir değişim yaşamıştır. İlk genişlemesi, büyük altyapı projeleriyle bağlantılı iken, 2010’ların zirvesinden sonra, Çin’in kredi sağlama gelirleri önemli ölçüde azalmıştır. Güncel Pasifik Yardım Haritası, Pekin’in daha küçük hibelere ve daha sık projelere yöneldiğini göstermektedir. Çin’in yardım harcamaları, önceki zirve seviyelerinin altında kalmasına rağmen, hibe taahhütleri daha belirgin bir bileşen haline gelmiştir.
Bu değişim, gelişim yardımlarının siyasi değerinin mali değerle her zaman eşleşmediğini ortaya koymaktadır. Büyük altyapı projeleri görünürlük sağlarken, pahalı, uygulanması yavaş ve borç yükleri nedeniyle siyasi açıdan tartışmalı olabilir. Daha küçük hibeler ise, okullar, hastaneler, devlet kurumları ve yerel topluluklar arasında paylaştırılarak, Çin temsilcileri ile Pasifik kurumları arasında daha fazla işlem yaratmaktadır.
Sonuç olarak, bu değişim, sermaye yoğun ilişkilerden, ilişki yoğun etkileşimlere bir geçiş olarak daha iyi anlaşılmaktadır. Çin, stratejik açıdan önemli devletler ve kurumlar üzerindeki yardımın konsantre olması durumunda, bölgedeki en büyük bağışçı olmasına gerek olmaksızın politik varlığını artırabilir.
2022 yılındaki Çin-Solomon Adaları güvenlik anlaşması, olası bir Çin askeri varlığına dair endişeler nedeniyle büyük bir ilgi uyandırdı. Ancak Çin’in polis işbirliği geliştirmesi, geleneksel bir askeri üssün varlığı kadar önemli bir süreç olabilir. 2022’den bu yana, Pekin, Solomon Adaları’nda en az 70 polis eğitimi programı gerçekleştirmiş ve 1,170’den fazla memuru eğitmiştir. Çin’in eğitimi, başlangıçta Honiara ve Guadalcanal etrafında yoğunlaşmışken, 2025 yılı itibarıyla ülkenin dokuz eyaletinin sekizinde yayılmıştır.
Bu durum, Pasifik ada devletlerindeki güvenlik kurumlarının genellikle küçük olması ve esasen polislik, sınır kontrolü, deniz güvenliği ve iç güvenlik gibi alanlara odaklanmaları açısından önem taşımaktadır. Örneğin, Solomon Adaları yaklaşık 1,500 kişilik bir polis gücüne dayanmaktadır. Dolayısıyla, Çin’in katılımı, devletin işleyişinde merkezi bir kuruma erişim sağlar.
Çin’in polis işbirliğinin önemi abartılmamalıdır. Bunun önemi, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın tarihsel olarak önemli bir etkiye sahip olduğu bir alanda sürdürülebilir kurumsal ilişkilerin oluşturulmasındadır.
Bu gelişmeler, Çin’in stratejik etkileşiminin artık yalnızca diplomasi ve altyapıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda iç güvenlikten sorumlu kurumları da kapsadığını göstermektedir.
