Son yıllarda, Black British müziği ve kültürü, Britanya popüler kültürünün önemli bir parçası olmasına rağmen, yavaş yavaş ana akımdan uzaklaştırılmakta. Bu durumu göz ardı etmek artık mümkün değil.
Artan ırkçı hareketler ve Trump’ın DEI programlarını kaldırma çabası, dünya genelinde yaratıcılık sektöründe de etkisini hissettirmekte. George Floyd dönemi gibi büyük markaların Black sesleri desteklemek için sıraya girdiği dönemler sona erdi. Çeşitlilik hedefleri hızla küçülüyor ve birkaç yıl önce Black kültürüne hayran kalan kurumlar, yeni heyecan arayışına girmiş durumda.
Belirleyici olan, aslında onların onayına ihtiyaç duymamız değil. Tarih boyunca hiç kimse bizim yaratıcı yeteneklerimizi sınırlayamaz. Kendi alanlarımızı, platformlarımızı ve topluluklarımızı kurarak ilerledik. Eğer ana akım, sonuç olarak, oluşturduğumuz şeyin cazibesinin farkına vardıysa, bu bizim kendimizi onlara uydurmamızdan değil, yarattığımızın çok değerli olmasındandır.
Öne çıkan playlistler, marka ortaklıkları ve ödüller elbette önemli ama bunlar kültürümüzün önünde olmamalı. Yaratıcı süreci belli kalıplara göre kısıtlamamalı ve bu süreçte kaybettiğimiz motivasyonu yeniden kazanmalıyız. Yeni bağımsız platformlara, yerel etkinliklere ve topluluk ruhuna döneceğiz. Ana akımın şimdi Black British müziğine dikkat etmemesi sorun değil, biz kendi yolumuzu çizmeye devam edelim.
Bu yazın en sevindirici yönlerinden biri, genç Black müzisyenlerin house müziğe yeniden dönmeleri ve bu alanda kendilerine yer bulmaları oldu. Continental GT’nin Steppers ve Skepta’nın Más Tiempo şarkıları, bu yeni neslin heyecanla dans etmesini sağladı. Müzik çevresinde güçlü bir topluluk oluşturulması, Jamie Jones’un 2009’daki “Hungry For The Power” remixini anımsatıyor. House müziğin kökenleri Black müziğinde olduğu için, bu bağlantının genç nesil tarafından yeniden keşfedilmesi harika bir durum.
Bu ayki “Ayın Rapçısı” köşemizde, Manchester’lı yeni bir isim olan Suggz’a göz atacağız. Son altı ayda birçok freestylayla kendini gösteren Suggz, dikkat çekici performanslar sergiliyor. Ayrıca Birmingham doğumlu Kofi Stone, yeni albümü “The Last Flower To Bloom” ile dikkat çekiyor ve bu albümde kişisel deneyimlerini akıcı şekilde sunuyor. Kofi, 16 parça ile dinleyicileriyle aşk, inanç ve yaşamın zorlukları üzerine düşünceleri paylaşıyor. Bu tür çalışmalar onun kendine özgü hikaye anlatım yeteneğini öne çıkarıyor.
