Yüzyıllar boyunca dış politika alanında birçok yanlış yaptık ancak son çabalar gerçekten şaşırtıcı. Yeni Zelanda, ticareti ön planda tutan bir ülke olarak bağımsız dış politika geçmişine sahip. Öne çıkan bir anı, ülkenin yoğun baskılara rağmen ABD’nin Irak savaşına katılmayı reddetmesiydi.
Çin, Yeni Zelanda’nın en büyük ve en önemli ticaret ortağı. 1970’lerin başından bu yana güçlü bir ilişki sürdürüyoruz ve bu, bugünkü yaşam standartlarımızın önemli bir kaynağı oldu. ABD ise başka bir hikaye; Vietnam Savaşı’na, bize serbest ticaret anlaşması vaadi vererek gittik, ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Son günlerde, Yeni Zelanda İhracatçıları Derneği’nin İcra Direktörü Joshua Tan, gelecekteki ihracatlarımız için 14 maddelik bir plan açıkladı. Planın ilk maddesi “kurallara dayalı uluslararası ticaret sisteminin savunulması”ydı. Ancak, ABD, küresel ticareti ormanda yasaların geçerli olduğu bir düzene dönüştürmek için elinden geleni yaptı. Şu anda ABD pazarına girmek için ödediğimiz gümrük vergisi %12,5 iken, Çin’e yaptığımız ihracatların %98’den fazlası gümrüksüz.
Çin, Yeni Zelanda’nın güçlü bir destekçisi olurken, ABD sürekli gelip gidiyor. Geçtiğimiz hafta Cook Adaları’ndaki Pasifik Adaları Forumu’nda yaşananlar, kaygılarımı artırdı. Geçen yılın başlarında Cook Adaları, Çin ile kapsamlı stratejik ortaklık imzaladıktan sonra, Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Winston Peters büyük bir öfkeyle alınan kararları eleştirdi ve neredeyse 30 milyon dolarlık yardımı çekti.
Son olarak, geçen hafta Pasifik Adaları Forumu’nda Kuzey Cook Adaları’nda bir limanın inşası için ABD ile ortak bir anlaşma imzaladı ve Yeni Zelenda vergi mükellefleri bu işe 18 milyon dolar katkıda bulunmayı kabul etti. Projenin amaçlarından biri, Kuzey Cookların okyanusunda derin deniz madenciliği yapmak. Ancak yerel halk, bu konuda yetersiz bilgi alındığı ve şeffaflık konularında endişeler olduğunu ifade ederek, kamuoyu danışmanlığının eksik olduğunu dile getirdi.
