Türkiye’nin egemen borçlanma riskinin sigorta maliyeti, Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin azalması beklentileri ve Merkez Bankası’nın likidite yönetimi adımlarının yatırımcı algısını desteklemesiyle çarşamba günü son altı buçuk ayın en düşük seviyesine geriledi.
Türkiye’nin beş yıllık kredi temerrüt takasları (CDS) 217 baz puana düşerek, 18 Şubat’tan bu yana görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Bu tarihten kısa bir süre önce, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaş başlatması nedeniyle prim 320 baz puanın üzerine çıkmıştı.
Gelişen piyasa risk primlerinin genel olarak azalması, ABD ve İran arasındaki gerginliklerin hafiflemesine dair işaretlerin, yeni diplomatik müzakereler için umutları artırmasıyla gerçekleşti. ABD hükümetinin, savaş sırasında tahliye edilen bazı büyükelçiliklerinde diplomatik personeli geri getirme hazırlığında olduğu yönündeki haberler ve taraflar arasında görüşmelerin yeniden başlayabileceği yönündeki yorumlar, piyasa duyarlılığını artırdı.
Bu gelişmeler enerji arzı konusundaki endişeleri de azalttı ve petrol fiyatlarını ciddi şekilde düşürdü. Ekim ayı için Brent petrolü, yüzde 3.9’luk bir düşüşle 88.60 dolara inerken, ABD 10 yıllık Hazine tahvili getirisi de yaklaşık yedi baz puan azalarak yüzde 4.63’e geriledi.
Türkiye’deki gelişmeler, risk priminin düşmesine de katkı sağladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), pazartesi günü, İran savaşı sonrasında artan piyasa volatilitesi sebebiyle durdurulan bir haftalık repo ihraçlarına yeniden başladı. Bu dönemde, bankaların likidite ihtiyaçları TCMB’nin gece yarısı likidite sağlama imkanıyla karşılandı.
Haftalık repo işlemlerinin yeniden başlaması, Merkez Bankası’nın normal operasyonel likidite çerçevesine geri döndüğünü gösteren bir işaret olarak değerlendiriliyor. Bu adım, bankaların finansman maliyetlerinin yüzde 37 politika faizine yaklaşabileceği ve piyasa faiz oranlarının düşebileceği beklentilerini güçlendirdi.
Spinn Consulting’in kurucu ortağı ve ekonomist Özlem Derici Şengül, Türkiye’nin CDS’lerindeki düşüşün arkasında birkaç faktör olduğunu, en büyük etkiyi ise daha düşük tahvil getirilerinin yarattığını belirtti. Enflasyon beklenteleri ve diğer makroekonomik risklerin henüz önemli ölçüde iyileşmediğine dikkat çeken Şengül, tahvil getirilerindeki düşüşün, ülke risk primindeki azalmanın daha önemli bir etkeni olduğunu ifade etti.
Şengül’e göre, haftalık repo ihalelerinin yeniden başlaması da bir etken olarak değerlendirilebilir, ancak bunun henüz gerçek finansman maliyetlerine yansıdığını söylemek mümkün değil. “Öne çıkan faktörler arasında global koşullar, petrol fiyatlarındaki düşüş ve savaşın bir nebze olsun hafiflemesi var” diyen Şengül, TCMB’nin olası bir faiz indirim beklentisinin ve rezervlerin güçlenmesinin de CDS’lerdeki düşüşü desteklediğini vurguladı.
Yatırım Finansman Strateji ve Yatırım Danışmanlığı Müdürü Seda Yalçınkaya Özer, Türkiye’nin CDS hareketinin hem küresel hem de iç gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. İran, Pakistan ve Umman ile diplomasi beklentilerinin artması ve ABD’nin Çin bankalarına karşı doğrudan yaptırımlardan kaçınmasının, petrol fiyatlarındaki risk primini düşürdüğünü ifade etti.
Özer ayrıca, petrol fiyatlarının 90 doların altında kalmasının Türkiye için cari işlemler dengesi, akaryakıt fiyatları, enflasyon ve TCMB’nin para politikası alanında olumlu etkileri olacağını kaydetti. TCMB’nin yaklaşık altı ay sonra haftalık repo ihalelerine dönmesini “kritik bir sinyal” olarak nitelendiren Özer, finansman maliyetlerini yüzde 40 seviyelerinden yüzde 37’lik politika faizine yaklaştırmanın, finansal koşulları hafifletme yönünde somut bir adım olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Bu durumun, eylül ayında bir faiz indirimine ilişkin beklentileri yeniden gündeme getirdiğini ifade etti.
