18 Ağustos’ta Israil, Suriye’deki Abu al-Duhur hava üssüne saldırarak Türkiye ile arasındaki gerilimi artırdı. Bu saldırının, İsrail’in istihbarat teşkilatı Mossad’ın başkanı Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani ile görüşmesinin ardından gerçekleştiği belirtildi. Gofman, Türkiye’nin bir askeri heyet gönderme planından endişe duyduklarını ifade ederek, bu durumun Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığını güçlendireceği uyarısında bulundu.
İsrail, Türk heyetinin ziyaretini üsse kalıcı bir Türk konuşlanmasının habercisi olarak gördü. Bu durum, hava savunma radarları ve silahlı insansız hava araçları ile İran’a düzenleyeceği saldırıları sınırlayabileceği endişesini doğurdu. Türkiye Cumhurbaşkanlığı Ofisi, İsrail’in hava saldırısını “kanunsuz” olarak nitelendirdi ve bu eylemin “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne” bir saldırı olduğunu belirtti. Türkiye’nin üsse gelecekte kalıcı bir varlık oluşturmak isteyip istemediği ise açıklanmadı.
İsrailli stratejistler, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde, Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde sürekli olarak Suriye egemenliğini ihlal ettiğini hatırlatarak, gerilimi artırdılar. Ancak bu gerginlik, Trump yönetimi için yeni bir sorun yaratmış durumda. ABD, bölgeden çekildiğinde iki müttefikin işleri nasıl yöneteceğine güvenip güvenemeyeceğini sorguluyor.
İsrail’in saldırısı, Türkiye’nin Suriye’deki etkisini azaltmak için proaktif bir önlem olarak görülüyor. Türkiye’nin Suriye’de 20.000’den fazla askerinin bulunduğu düşünülüyor. İsrail, bu durumu, Türkiye’nin bölgedeki etkisini artırma çabaları olarak değerlendiriyor. Analistler, İsrail’in bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşebileceği endişesi taşıdığını belirtiyor.
