İki hafta önce Polonya’nın Kielce şehrinde 34. Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı’na (MSPO 2026) katıldım. Orada tanık olduklarım büyük bir gurur kaynağıydı. Türkiye, siyasi iradesi, askeri gücü, diplomatik etkisi ve teknolojik yetenekleri ile Avrupa’nın gelişen güvenlik mimarisini şekillendirmede merkezi bir rol oynuyor.
Fuar sırasında Türkiye’nin Varşova Büyükelçisi Rauf Alp Denktaş, Savunma Sanayileri Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ve Aselsan Genel Müdürü Ahmet Akyol ile yaptığım görüşmeler, önemli mesajlar verdi.
Ayrıca MKE ve Roketsan stantlarında incelediğim yerli füze ve mühimmat sistemleri, bu mesajların sahaya nasıl yansıdığını somut bir şekilde gösterdi.
Büyükelçi Denktaş, MKE stantının önünde Türkiye-Polonya ilişkilerinin önemine dikkat çekerek, “Türkiye ve Polonya sadece iki sıradan ülke değil” dedi. Türkiye, NATO’nun Avrupa komutasında yer alan iki büyük kara kuvvetine sahip ülkeden biri; Türkiye birinci, Polonya ikinci sırada yer alıyor. Ayrıca her iki ülke, dünya ekonomisinde öne çıkan ülkeler arasında bulunuyor. Türkiye ve Polonya arasındaki diplomatik ilişkilerin tarihi 600 yılı aşkın bir süreye dayanıyor ve iki ülke 2009’dan bu yana stratejik ortaklık sürdürüyor.
Denktaş, 114. Türk Büyükelçisi olduğunu belirterek, bu durumun iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihsel derinliğini ortaya koyduğunu ifade etti.
Ancak, bu tarihi dostluğun bugün en önemli itici gücü savunma sanayisi. Denktaş, “Güvenlik, artık dünyanın birincil endişesi.” dedi. Polonya, NATO üyesi ülkeler arasında savunmaya en fazla milli gelirin payını ayıran ülkedir. Türkiye, gelişmiş teknolojileri, üretim kapasitesi ve operasyonel deneyimi ile Polonya’nın ihtiyaç duyduğu güçlü partnerlerden biri.
Gerçekten de Polonya yetkilileri, Türkiye’nin savunma sanayi modelini örnek aldıklarını açıkça belirtiyor.
Görgün tarafından sunulan rakamlar, Türkiye’nin ulaştığı seviyeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye, 185 ülkeye 230’dan fazla savunma ürünü ihraç ederek dünyada 11. en büyük savunma ihracatçısı haline geldi. 2026 yılının başından itibaren savunma ihracatları 6.4 milyar dolara ulaştı.
Bununla birlikte, burada sıkça yanlış anlaşılan bir durumu düzeltmek önemlidir. Türk savunma sanayisinin ihracatının çoğunlukla Afrika ve Asya ülkelerine yönlendirildiği düşünülüyor. Ancak Görgün’ün açıkladığı verilere göre, geçtiğimiz yılın ihracatının %56’sı Avrupa ve NATO ülkelerine yapıldı. Savunma sanayisindeki yerlilik oranının son 20 yılda %20’den %80’e çıkması, bu başarının arkasındaki ana faktör. Türkiye, artık sadece ürün satan değil, aynı zamanda üretim uzmanlığını, teknolojisini ve geliştirdiği savunma sanayi modelini diğer ülkelerle paylaşan bir ülke haline geldi.
Akyol, Türkiye’nin artan stratejik ağırlığını üç unsurla açıkladı: etkili diplomasi, güçlü bir ordu ve sağlam bir savunma sanayisi. Bu üç unsur bir araya geldiğinde, önemli bir güç çarpanı oluşuyor. Diplomasi, müzakerelerde fırsatlar yaratırken, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) sahada caydırıcılığı sağlıyor ve savunma sanayisi bu gücün bağımsız ve sürdürülebilir olmasını temin ediyor.
Aselsan’ın Polonya ile sınır güvenliği alanındaki iş birliği, radar ve elektro-optik sistemleri içerecek şekilde genişledi. İlk paketin başarısının ardından, MSPO’da projenin bir sonraki aşamasına dair bir sözleşme imzalandı.
Akyol’un elektronik harp konusundaki açıklamaları da oldukça önemliydi. Akyol, Aselsan’ın elektronik harp alanında dünyada en iyi üç şirketten biri olduğunu belirtti. Polonya için geliştirilen elektronik harp sistemleri ve insansız araçlara entegre edilecek yüklerin çalışmaları planlandığı gibi ilerliyor.
Roketsan stantı, Türkiye’nin füze ve mühimmat teknolojisindeki atılımlarını özetler nitelikteydi. Teber güdüm kiti, konvansiyonel bombaları yüksek hassasiyetli akıllı mühimmat haline getiriyor. 8 kilometreye kadar menzil sunan Sungur, düşük irtifa hava savunmasında yabancı kaynaklara bağımlılığı ortadan kaldırıyor. 300 kilometre menzil sunan Khan füzesi stratejik caydırıcılık sağlarken, 150 kilometre menzil sunan IHA-230, Akıncı gibi insansız hava araçlarının düşmanın hava savunma alanına girmeden hedefleri vurmasına imkan tanıyor.
Görüntüleyici kızılötesi arayıcı ile donatılmış MAM-T versiyonu, yoğun elektronik harp ortamlarında hedef tanımlamada artış sağlıyor. Pusu sistemi ise, Cirit füzelerini kullanarak uçaklara ve helikopterlere karşı mobil ve düşük maliyetli bir savunma hattı oluşturuyor.
Polonya’da tanık olduklarım, sadece bir ticaret fuarı başarısından daha fazlasıydı. Denktaş’ın diplomatik bakış açısı, Görgün’ün ihracat rakamları, Akyol’un teknoloji vurgusu ve MKE ile Roketsan’ın sergilediği saldırı sistemleri tek bir sonuca işaret ediyor: Türkiye artık sadece savaş malzemesi satmıyor, teknoloji, güven, caydırıcılık ve uzun vadeli stratejik ortaklıklar ihraç ediyor. Bu, Türkiye’nin Polonya’dan dünyaya gönderdiği mesajdır.
