Ugo Rondinone’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Güneş ve Dağ”, Dirimart Dolapdere’de sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışında sanatçıyla bir araya gelme şansım oldu. Rondinone’un büyük ölçekli anıtsal enstalasyonlarıyla tanınan “Dağ” serisini, bir galeri ortamında görmek oldukça farklı bir deneyim sunuyor. Burada önemli olan sadece heykellerin kendisi değil; aynı zamanda Rondinone’un doğa kavramıyla uzun yıllardır süregelen ilişkisinin insan müdahalesiyle farklı bir görsel dile dönüşmesi.
Sergi, “Dağ” serisinden 20 yeni heykel ile 2023 yılına ait “gün doğumları ve gün batımları” konulu 14 akvarelden oluşuyor. İlk bakışta iki oldukça farklı eser grubu ile karşılaşıyoruz. Bir tarafta yoğun ve neredeyse yapay neon renklerle boyanmış dikey taşlar; diğer tarafta ise hafif ve yatay zeminde tanımlanan ışık ve ufukla şekillenen akvareller yer alıyor.
Rondinone, sergi için basit bir gözlemde bulunuyor: Dağ, yeri şekillendirirken deniz ufku şekillendirir. Dağlar dikey olarak yükselirken, deniz yatay olarak uzanır ve insan bu iki eksen arasında kendini bulur. Bu düşünce, sergiyi anlayabilmek için iyi bir başlangıç noktası sunuyor.
İnsanların neden taş yığdığını anlamak için “Dağ” serisine yalnızca Rondinone’un en bilinen eserleri gözüyle bakmak eksik kalır. Bu heykellerin arkasında, insanlığın belki de en eski davranışı olan taşları istifleme ve denge sağlama dürtüsü yatıyor. “Taş dengesi” olarak bilinen uygulama, ağırlıkları ve şekilleri farklı taşları herhangi bir yapıştırıcı ya da mekanik destek kullanmadan dengeleme üzerine kurulu. Fakat taşları üst üste koyma isteği, çok daha eski bir geçmişe sahip.
Rondinone’un “Dağ” serisinde de benzer bir gerginlik var. Heykellerin formları, doğal taş oluşumlarını özellikle de erozyon yoluyla meydana gelen “hoodoos” isimli doğal yapıları andırıyor. Ancak sanatçı, bu doğal ilişkileri alabildiğine yapay bir renk paletiyle bir araya getiriyor. Bu noktada heykeller, geleneksel anlamda “doğa” olmayı sürdüremez hale geliyor.
Rondinone’un “Yedi Sihirli Dağ” adlı eseri, taş heykellerini çağdaş sanatın en tanınan imgelerinden biri haline getirdi. 2016 yılında Las Vegas yakınlarındaki Nevada çölünde kurulan bu eser, üst üste yığılmış dev kireçtaşı sütunlardan oluşuyor. Yaklaşık 9 ila 10 metre yüksekliğindeki bu yapılar, geniş çöl manzarasında sanki dijital olarak yerleştirilmiş gibi bir görünüm sergiliyor.
Rondinone’un sergisinin en çarpıcı yönü ise” dağların” görsel çekiciliğidir. Onlar, farklı kültürlerden bağımsız, herkesin tanıyabileceği doğa unsurlarını tekrar önümüze koyuyor. İzleyiciler; sergiyi gezdiklerinde nesneleri uzaktan görülen anıtlar olarak değil, kendi bedenleriyle karşılaştırılabilen objeler olarak algılıyorlar.
Aynı zamanda, Rondinone’un akvarelleri de sergide farklı bir tutum sergiliyor. Güneş doğumu veya batımını tasvir ederken belirli bir zamanı kaydetmekten ziyade, herkesin tanıyabileceği ortak bir deneyimi canlandırmaya çalışıyor. Çünkü sanat tarihini bilmenize gerek yok; gün batımını yaşamak için sadece gözlerinizi açmanız yeterli.
Ugo Rondinone’un “Güneş ve Dağ” sergisi, 8 Kasım 2026 tarihine kadar Dirimart Dolapdere’de görülebilir.
