Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’ndaki yakıt depolarından yükselen kara duman, Suudi Arabistan’a net bir mesaj veriyor. Suudi Arabistan, Husilerin başkente balistik füze fırlattığını duyurdu. Bu durum, uzun ve karmaşık bir savaşta önemli bir tırmanışı simgeliyor. Tesisin fiziksel zararları, daha geniş stratejik anlamın yanında ikincil önemde kalıyor.
Ancak bunu yalnızca krallığın bir zayıflığı olarak yorumlamak, daha geniş jeopolitik gerçekliği göz ardı etmek anlamına geliyor. Suudi Arabistan’ın oldukça gelişmiş bir savunma mekanizması ve derin diplomatik rezervleri bulunuyor. Füze saldırısı, Riyad’ı izole etmek yerine, bölgesel bir yanıtın tetikleyicisi olarak işlev görüyor. Krallık, Husilerin tehdidini küresel bir güvenlik meselesi olarak daha fazla öne çıkararak, hayati ekonomik ve dini merkezleri korumak adına birleşik bir cephe talep ediyor.
Husilerin talepleri pratik bir niteliğe sahip. Kamu sektörü maaşlarının ödenmesini, Yemen’in petrol ve gaz gelirleri üzerinden garanti edilen bir pay talep ediyorlar ve limanlarındaki kısıtlamaların tamamen kaldırılmasını istiyorlar. Direkt askeri baskı kullanarak, kendilerine uygun bir siyasi anlaşma sağlamak amacıyla hareket ediyorlar. Son dönemde Kızıl Deniz’deki başarılarını kullanarak, Suudi destekli koalisyon henüz bir sonraki adımını organize etmeye çalışırken kapsamlı bir anlaşma elde etmeyi hedefliyorlar. Geniş Orta Doğu’daki mevcut istikrarsızlık, onlara gerekli olan mali gücü sağlıyor.
Husilerin hedef belirleme stratejisi, büyük bir değişimi yansıtıyor. Suudi Arabistan, doğrudan Kızıl Deniz’e petrol taşımak için Doğu-Batı boru hattını kullanıyordu. Ancak Husiler, bu alternatif güzergahı hedef alıyor. Son dönemde, Aramco’ya ait kritik tesislere saldırdılar. Krallık, Körfez’deki bir zayıf noktayı başarıyla atlatmışken, şimdi başka bir kritik noktada savunmasız kalmış durumda. Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın ekonomik gerçekleriyle savunma stratejisini nasıl şekillendirdiğine dair önemli ipuçları sunuyor.
Suudi Arabistan, gelişen bu tehdidi bertaraf etmek için etkili bir savunma stratejisi geliştirmek zorunda. Modern asimetrik savaşın zorluklarıyla yüzleşen Suudi Arabistan, gökyüzünü korumak için ciddi bir şekilde interceptor füzeleri kullanıyor ve şu anda partner ülkelerden gelişmiş hava savunma desteği talep ediyor. Ancak, pahalı ve sofistike füzelerle, düşük maliyetle üretilen insansız hava araçlarını düşürmek ekonomik açıdan sürdürülebilir değil. Ayrıca, Marib üzerinde kaybedilen bir Suudi F-15, hava hakimiyetini sürdürmenin maliyetinin yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen, bu durum önemli bir geçiş dönemini gösteriyor. Suudi Arabistan, Mısır, Fransa, İngiltere ve ABD gibi müttefikleriyle entegre bir savunma ağı kurarak, tek taraflı bir savunma yükümlülüğünü uluslararası bir sorumluluğa dönüştürüyor.
Sonuç itibarıyla, Suudi Arabistan bölgedeki mücadelenin gidişatını etkileyen üç ana dinamik ile karşı karşıya. İlk olarak, Suudi Arabistan askeri stratejisini aktif olarak yeniden şekillendiriyor. Başkent Sanaa’ya bir kara saldırısının gerçekleştirilmesi pek olası görünmüyor. Riyad, yıpratıcı bir kara savaşına girmek istemiyor, zira müttefik Yemen hükümeti, önemli topraklarını kaybetti. Bu nedenle, askeri eylemsizliğin riskleri ile kapsamlı bir müdahalenin maliyetleri arasında dikkatli bir seçim yapması gerekecek.
İkinci olarak, Husilerin tırmanan saldırılarına verilecek yanıt muhtemelen kolektif bir yapıda olacak. Suudi Arabistan, küresel enerji pazarlarını ve uluslararası deniz yollarını güvence altına almanın global bir sorumluluk olduğunu anlıyor. Uluslararası paydaşları devreye sokarak, Husilerin birleşik bir koalisyonla karşılaşmasını sağlıyor ve bu durum doğrudan Suudi güçleri üzerindeki baskıyı azaltıyor.
Üçüncü olarak, Yemen’deki savaş artık ABD-İran müzakereleriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı hale geldi. Katar ve Pakistan gibi ülkeler, Washington ve Tahran arasında uzlaştırıcı rol üstleniyor. Gerçek ve kalıcı bir barış, ancak daha geniş bir anlaşmaya dayalı olarak sağlanacak. Yerel anlaşmalar, daha geniş bir çerçeve şekilleneceği için beklemek zorunda kalacak. 2022’deki ateşkes, Suudi Arabistan için bir çıkış stratejisi olarak düşünülmüştü, ancak Husiler, bu bölgedeki kalıcı ve zorunlu bir güç olmayı hedefliyorlar. Bir balistik füzenin Suudi başkentinin üzerinde uçması, bu durumu kanıtlamanın saldırgan bir yolu. Suudi Arabistan, bu meydan okumayla yalnız başa çıkmayacağını gösteriyor ve savaşı iki taraflı bir sınır çatışmasından uluslararası güvenlik meselesine dönüştürüyor.
