Yemen’deki savaş, bölgesel güvenlik tartışmalarının tekrar merkezinde yer alırken, Ankara için kritik bir soru gündeme geldi: Türkiye, ulusal çıkarlarını ve bölgesel ortaklarını korumak için daha geniş bir stratejik rol üstlenmek zorunda mı?
Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki son ilerlemeleri, Bab el-Mandeb Boğazı çevresindeki stratejik bölgeleri ele geçirmeleri ve Suudi Arabistan’a yönelik arttırdıkları füze ve drone saldırıları, Riyad’ı yeni güvenlik düzenlemeleri arayışına yöneltiyor.
Son aylarda Suudi hava savunma stoklarının baskı altına girdiğine dair raporlar ve Riyad’ın müttefiklerinden destek arayışı, Türkiye’nin potansiyel rolünü yeniden gündeme getirdi.
Peki, Türkiye sadece hava savunma alanında Suudi Arabistan’a destek olursa, doğrudan saldırı operasyonlarına katılmadan neler olur? Örneğin, Türk savaş gemileri Kızıldeniz’e konuşlandırılır, Türk radarları erken uyarı sağlar ya da Suudi şehirlerini hedef alan füzeleri ve dronları önlemek için Türk hava savunma sistemleri kullanılırsa sonuçları ne olur?
İlk olarak Türkiye-İran ilişkilerini ele almak gerekiyor. Tarihsel olarak karmaşık bir seyir izleyen bu ilişkiler, özellikle 12 Günlük Savaş ve takip eden İran-ABD savaşından sonra Husileri İran’ın bölgedeki etkisinin en önemli unsurlarından biri haline getirdi.
Husiler, artık sadece kuzey Yemen’i kontrol eden İran destekli bir grup değil; Suudi Arabistan, Kızıldeniz ve küresel enerji yolları üzerinde baskı kurabilen, stratejik bir actor haline geldiler.
Bu noktada, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Paktı’nın önem kazanması dikkat çekiyor. Henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmamış olmasına rağmen, Yemen’i küresel tartışmaların merkezine yerleştirdi.
Ancak Türkiye, Yemen içindeki çatışmalara dahil olma niyetinde değil. Ankara, Husilere karşı saldırgan operasyonlara katılması halinde İran’ın bunu doğrudan kendi etki alanına yönelik bir hamle olarak değerlendirebileceğine inanıyor.
Öte yandan, Suudi üslerini, rafinerilerini ve şehirlerini korumak amacıyla hava savunma desteği sağlama gibi yalnızca savunucu bir rol almanın, Tahran’dan daha sınırlı bir yanıt almasına yol açabileceği düşünülüyor.
Ancak İran’ın tamamen tepkisiz kalması beklenmiyor. Hava savunması, Husilerin baskı kurma kabiliyetlerini etkisiz hale getirmek anlamına geliyor. Husilerin füzeleri ve drone saldırıları ne kadar başarısız olursa, İran’ın caydırıcılık kapasitesi o kadar zayıflayacaktır. Dolayısıyla, İran’ın Türkiye ile ilişkilerini kesmesi muhtemel değil; diplomatik müzakerelerde yanıt vermesi, belirli bölgesel konulardaki işbirliğini azaltması ve Ankara üzerinde siyasi baskıyı artırması daha olası senaryolar arasında yer alıyor.
Dinamiklerin etkisiyle İran, Suriye’deki gelişmeler, savaş ve yaptırımlar sonucunda bazı misilleme araçlarını kaybetti. Ancak Somalia gibi ülkelerle ilişkiler, oldukça önemli bir mesele olarak öne çıkıyor.
Yemen ve Somali arasında doğrudan bir bağlantı yokmuş gibi görünse de, Harita ve çeşitli raporlar dikkate alındığında durum farklılık gösteriyor. Süveyş Kanalı’na stratejik olarak yakın olan Somali, Husilerin kontrol ettiği Bab el-Mandeb Boğazı’nın karşısında yer alıyor. Türkiye’nin en büyük yurtdışı askeri üssü Mogadişu’daki TURKSOM tesisi ve Ankara, son yıllarda Somali’nin güvenlik mimarisinde en önemli dış aktörlerden biri haline geldi.
Bu nedenle bazı gözlemciler, İran’ın Türkiye’ye Somali üzerinden baskı yapmayı hedefleyebileceğini düşünüyor. Teorik olarak mümkün olsa da, bu senaryonun gerçekleşme olasılığı düşük. İran, daha önce Afrika Boynuzu’nda etkili olmaya çalıştı, ancak gelişmeler, bu durumu zorlaştırdı. Al-Shabaab ile İran arasında geçmişte de iletişim kurulmuştu, ancak bu ilişki günümüzde daha fazla önem kazanmış olabilir.
Türkiye’nin bölgedeki varlığı, Al-Shabaab için sembolik bir hedef haline gelebilir. Ancak, bu risk senaryoları daha çok teori olarak kalacak ve henüz kritik bir seviyeye ulaşmış değil.
Enerji boyutu ise daha net. Enerji piyasaları zaten İran ile ilgili savaşlar nedeniyle baskı altında. Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına yönelik saldırıları, küresel petrol arz güvenliği ve dizel fiyatları krizine neden oldu. Bu bağlamda, Yemen kaynaklı yeni bir askeri tırmanış, fiyatları yukarı yönlü zorlayabilecek bir tehdit olarak gündemde.
Türkiye’nin hava savunma desteği, kısa vadede bölgesel gerilimleri artırma potansiyeline sahip olsa da, Suudi enerji altyapısını korumak ve Husi saldırı yeteneklerini sınırlamak, orta vadede enerji piyasalarını istikrara kavuşturabilir. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a hava savunma odaklı destek sağlaması, İran ile ilişkilerde bir gerilim yaratacaktır, ancak bunun bir stratejik kopma seviyesine ulaşmasını beklemek mantıklı olmayacaktır.
Türkiye’nin Somali’deki varlığına dolaylı riskler yaratabilir, ancak bunun doğrudan ve ciddi bir tehdit oluşturması için ek faktörlerin devreye girmesi gerekecektir. Enerji piyasasında, kısa vadede risk priminin artması olasıdır. Ancak destek, Suudi enerji altyapısını korumakta başarılı olursa, orta vadede istikrara yardımcı olabilir.
Günümüzde Orta Doğu’da askeri destek sağlamak ile bir savaşın tarafı olmak arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Türkiye için kritik olan, bu sınırın nerede çizileceğidir.
