Kıbrıs, Türkiye ile İsrail arasındaki gerginlikte tehlikeli bir yeni cephe haline geliyor. Ankara, işgal altındaki bölgelerde askeri hazırlıklarını artırırken, İsrail Yunanistan ve Kıbrıs ile askeri işbirliğini derinleştiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de doğrudan askeri çatışmaya girmek yerine Benjamin Netanyahu ile hukuki ve diplomatik bir çatışma seçimini yaparken, Doğu Akdeniz’deki durum giderek riskli bir hale geliyor. Bu durum, bir yanlış hesaplama ya da sıcak bir olayın Yunanistan’ı da çatışmaya sürükleyebileceği anlamına geliyor.
2 Ağustos’ta, İsrail’in Suriye’deki bir hava üssüne düzenlediği hava saldırısından 16 gün önce Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ankara dışında pek az kişinin dikkatini çektiği bir açıklamada bulundu. Güler, Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri hazırlıklarını “titizlikle güncellediğini” belirtti. Güler’in İsrail’in Güney Suriye’deki faaliyetlerine dikkat çekmesi, Suriye iç savaşıyla bir bağlantı kurmaması dikkat çekti. Türkiye, Netanyahu aleyhine hukuki bir saldırı başlatarak, Suriye’de istenmeyen bir savaşın önüne geçmeyi hedefliyor.
18 Ağustos’ta İsrail’in Halep yakınlarındaki Abu al-Duhur hava üssünü bombalamasıyla gerilim tırmandı. Tel Aviv, Suriye’nin geçici hükümetinin Türkiye’nin askeri konuşlanması için hazırlık yaptığını iddia etti, ancak Ankara bu iddiayı yalanladı. Türkiye Adalet Bakanlığı, Netanyahu’ya karşı yeni bir gözaltı kararı çıkardı ve suçlamalar insanlığa karşı suçlar ve işkence gibi daha ağır suçları da kapsadı.
Bu arada, İsrail Irak ve Yunanistan ile resmi bir askeri işbirliği planı imzaladı. Anlaşma, 2026 yılı boyunca ortak hava ve deniz tatbikatları öngörüyor. Türkiye’nin mevcut yanıtı ise askeri değil hukuki nitelikte; bu durum, Ankara’nın Suriye’de askeri bir çatışma istemediğini ortaya koyuyor. Kıbrıs’ın ise Türkiye için farklı bir durum yarattığı belirtiliyor; çünkü burada Türkiye, 1974’ten beri askeri varlığını sürdürüyor.
