Ünlü yönetmen Cristian Mungiu, “Fjord” adlı, Altın Palmiye ödüllü filmiyle Avrupa sinemasında tartışma yaratan bir konuyu ele alıyor: Aile dinamikleri ve ebeveynlerin çocuklarının yetiştirilmesinde ne kadar güvenilir olduğu. Film, yarı Rumen, yarı Norveçli devout Hristiyan Gheorghiu ailesinin beş çocuğuyla birlikte Romanya’dan Norveç’e taşınmasını konu alıyor.
Gheorghiu ailesi, aile büyüklerinin yardıma ihtiyaçları olduğu için Norveç’e yerleşiyor. Mungiu, ailenin yerleşme koşullarını titizlikle işliyor; baba yüksek niteliklere sahip ve daha iyi iş fırsatları için gelmiyorlar. Aile, Norveç’e hızla adapte olurken, çocuklar da ebeveynlerinin açık kalpliliği ve inançlarıyla büyütüldükleri anlaşılıyor. Ancak bu açıklık, eleştirileri de beraberinde getiriyor.
Lisbet’in bakmakla yükümlü olduğu yaşlıların ölümü sırasında dua etmemesi ve Mihai’nin toplu piyanoda ilahi müziği çalmaması gerektiği söyleniyor. Mungiu, bir kargaşa sahnesinde Lisbet’in bebeklerine yemek hazırlarken iki ergenin evde kavga ettiğini gösteriyor ve bu sahne, izleyicinin kafasında zorlu bir annenin dramatik hikayesinin başlayacağı izlenimini uyandırıyor. Ancak olaylar, çocukların haklarının yalnızca “ilerici” Norveç ideolojisiyle uyumlu bir şekilde kullanıldığında tanındığını ortaya koyuyor.
Film, “hukuk gerilimi” olarak tanımlanıyor ve çocuk hizmetleri çalışanlarının Lisbet’e tüm çocuklarını, emzirdiği bebeğini de dahil, alacaklarını söyledikleri an kesinlikle yürek burkan bir an oluyor. Lisbet’in aklını kaybetmesi hızla gerçekleşirken, pencerenin dışındaki büyük Norveç bayrağı metaforik olarak ona defalarca çarpıyor. Bu süreçte, “ilerici” devlet mekanizmasının nasıl işlediğini görmek oldukça ürkütücü. Gheorghiu ailesi ise toplumdaki yaşlılara yardım ederek iyi bir yaşam sürdürdüklerini düşünürken, sonuçlar çok farklı bir yol alıyor.
