Doğu Akdeniz’deki askeri faaliyetler son yıllarda giderek artarken, bölgenin güvenlik yapısının evrimi ve diplomatik söylem ile askeri gerçeklikler arasındaki uzaklık soruları gündeme geliyor. Bu yeni askeri ivmenin kaynağı Türkiye değil. 1974 yılından bu yana Ankara, varlığının adada çatışmaların yeniden başlamasını engellediğini savunuyor. Türk ve Türk Cumhuriyeti bakış açısına göre, Türkiye’nin garantör güç olarak rolü, bölgesel güvenliğin vazgeçilmez bir unsuru olarak görülüyor.
Bir diğer önemli soru; Rum Yönetimi’nin Kıbrıs’ta barış ve müzakerelere dönüşü savunurken, aynı zamanda yabancı güçlerle savunma iş birliğini artırması ve Güney Kıbrıs’ı geniş bir bölgesel askeri varlığa açması. MEDUSA 15, Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen büyük çok uluslu bir askeri tatbikat, bu çelişkiyi daha da belirgin hale getirdi. Yunanistan, Rum Yönetimi, Mısır, Fransa ve İtalya’nın katılımı, bölgedeki güvenlik ağının genişlediğini gösteriyor; bu durum Türkiye’nin stratejik konumu üzerinde kaçınılmaz etkiler yaratıyor.
Aynı zamanda, Türkiye-Libya deniz yetki anlaşması, bölgedeki jeopolitik haritayı değiştiren en önemli gelişmelerden biri olmaya devam ediyor. Bu durum, Crete ve Güney Kıbrıs etrafındaki genişleyen askeri yapının, Türkiye-Libya deniz koridoru tarafından oluşturulan stratejik gerçekliklerle bir çatışma yaratma niyeti taşıyıp taşımadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Tüm bu askeri tatbikatlar, yalnızca askeri bir anlam taşımıyor. Katılımcı ülkeler, seçilen yerler ve sergilenen kabiliyetler, kaçınılmaz olarak siyasi ve stratejik mesajlar veriyor. Yunanistan ve Rum Yönetimi’nin izlediği strateji, deniz ve enerji anlaşmazlıklarındaki pozisyonlarını güçlendirmeyi, Doğu Akdeniz’e Avrupa’nın askeri erişimini artırmayı ve Türkiye’ye karşı stratejik kısıtlamalar geliştirmeyi amaçlıyor.
