Başkan Donald Trump, Birleşmiş Milletler’e geri dönüyor ve önündeki zorluklar giderek karmaşıklaşan Orta Doğu çatışmasıyla daha da derinleşiyor. İran, ABD baskısına direnirken, Husi müttefikleri uluslararası bir başka kritik deniz yolu için tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Trump, bir yıl önce BM’de yaptığı konuşmasında, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği hava saldırılarını kesin bir başarı olarak nitelendirmişti. O dönemde, Amerikan saldırılarının “her şeyi tamamen yok ettiğini” ve İsrail ile İran arasında barış sağladığını iddia etmişti.
Altı ay süren ABD-İran savaşında, bu açıklamalar artık daha temkinli bir uluslararası kitle ile karşı karşıya. İran askeri ve ekonomik olarak zayıflamış olsa da, Washington’a karşı çıkmaya devam ediyor. Husi müttefikleri, Kızıl Deniz kıyısında kontrol alanlarını hızla genişletirken, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlıyor.
Bu gelişmeler, Trump’ı zor bir stratejik seçimle karşı karşıya bırakıyor. Washington, her iki su yolunu da açık tutmak ve Körfez müttefiklerini güvence altına almak istiyor. Ancak ABD ordusu, İran çatışmasına yoğun bir şekilde bağlı durumda ve Trump’ın Yemen’de yeni bir büyük cephe açma isteği az görünüyor.
Husilerin elde ettiği kazanımlar, ABD’nin müttefikleri arasındaki zayıflıkları da gün yüzüne çıkardı. Suudi Arabistan, Husi saldırıları nedeniyle daha fazla Amerikan askeri desteği talep etti ancak Washington, şu ana kadar doğrudan askeri müdahale yerine istihbarat ve hedef yardımlarıyla yetindi.
Eski Orta Doğu milli istihbarat yetkilisi Jonathan Panikoff, “ABD’nin askeri kapasite sorunları açıkça var ama bu durumda hareketsiz kalmanın maliyeti, Körfez müttefikleri arasındaki gerginlikleri artırma olasılığını arttırıyor.” dedi.
Trump, savaşa girmeden önce uzun süreli askeri müdahalelerden kaçınma vaadinde bulunmuştu. Ancak o zamandan beri çatışmanın yakın zamanda sona ereceğini belirten tutarsız hedef ve zaman dilimleri sundu. Çarşamba günü, “Umarım savaşımız sona yaklaşmıştır.” şeklinde bir açıklamada bulundu.
28 Şubat’ta başlayan savaş, şu an yedinci ayına girmişken, İran sık sık İsrail ve ABD askeri üsleri bulunan Körfez ülkelerine saldırılar düzenliyor. Müzakereler ise sürekli olarak tıkanıyor.
Çatışma, ABD’nin askeri kaynakları üzerinde baskı oluştururken, ekonomik sonuçları da savaş alanının ötesine yayılıyor. Enerji altyapısındaki aksaklıklar nedeniyle petrol fiyatları varil başına 100 doların üzerinde kalmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki trafik keskin bir şekilde düştü.
Trump için, ekonomik sonuçların siyasi boyutu büyüyor. Enerji maliyetlerindeki artış, Cumhuriyetçi partinin Kongre kontrolünü koruma mücadelesi vereceği Kasım’daki ara seçimler öncesinde bir sorun haline geliyor.
Trump, İran’ın nükleer programını askeri harekât için bir gerekçe olarak öne çıkarmıştı ancak saldırıların, yönetimin belirtilen hedeflerine ne ölçüde ulaşıp ulaşmadığı hakkında soru işaretleri devam ediyor. Geçtiğimiz yılki BM konuşmasında, ABD’nin B-2 bombardıman uçaklarının konuşlandırıldığını ve İran’ın nükleer tesislerine karşı 30 bin poundluk bombaların kullanıldığını hatırlatmıştı. Ancak uzmanlar, bu saldırıların İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatmış olsa da, tamamen ortadan kaldırmadığını değerlendirdi. İran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunmaya devam ediyor.
BM çatışmanın üzerindeki baskıyı artırırken, bir BM araştırma misyonu, ABD’nin Şubat ayında bir okul ve spor tesisine düzenlediği saldırılardan savaş suçlarıyla sorumlu olabileceğine dair makul sebepler olduğuna dair ifadeler yayınladı. İranlı yetkililer ise anti-hükümet protestoları sırasında insanlığa karşı suç işlemekle suçlandı.
Trump, BM Genel Kurulu’nda İranlı yetkililerle karşılaşacak. ABD, İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian ve Dışişleri Bakanı Abbas Araqchi’nin genel kurula katılmasına izin vermiş durumda; ancak delegasyonun New York’ta kısıtlamalarla karşılaşacağı belirtiliyor.
