Ankara, kriz doğurabilecek siyasi uygulamaların yeniden güç kazanmasını önlemeyi amaçlarken, tartışmalı konuların güçlü alanları zayıflatmamasını sağlamak için meseleleri belirli alanlara ayırma çalışmalarına da odaklanıyor. Bu yeni yaklaşımda öne çıkan konu ise ekonomi.
İkili ticaret, 20 milyar dolar civarında seyretmeye devam ediyor. Al-Zaidi’nin ziyareti sırasında ekonomik meseleler başlıca gündem maddesiydi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Al-Zaidi ile düzenlenen ortak basın toplantısında Irak’ın Türkiye’ye günlük bir milyon varil petrol sağlayacağını açıklayarak enerji konusundaki uzun süreli belirsizliğin sona erdiğini belirtti. Ayrıca, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Kirkuk Limited’in BP Enerji Şirketi’nde yüzde 15 hisse alması, Ankara’nın Irak’ın petrol sektöründe daha güçlü bir varlık oluşturma arzusunun bir sonucudur.
Temmuz ayı başında taraflar, 27 Temmuz 2026’da süresi dolacak olan 1973 Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması’nın geçici bir uzatılması konusunda anlaştı. Yaklaşık bir yıl içinde imzalanması planlanan yeni anlaşmanın, petrol, doğalgaz ve elektrik sektörlerini kapsayan daha kapsamlı bir enerji işbirliği çerçevesi olması bekleniyor. Enerji konusundaki gerginlikler, Irak’ın Mayıs 2014’te Paris merkezli Uluslararası Ticaret Odası’na (ICC) başlattığı tahkim davasıyla yeni bir boyut kazandı. Bu dava, Ankara’nın 2014-2018 döneminde KRG petrolünü Kirkuk-Ceyhan boru hattı üzerinden Bağdat’ın onayı olmadan ihraç ederek 1973 anlaşmasını ihlal ettiği iddiasına dayanıyordu. 13 Şubat 2023’te tahkim paneli, Türkiye’nin Irak’a yaklaşık 1.5 milyar dolar tazminat ödemesine karar verdi ve bu kararın ardından ihracatlar durduruldu. 2018 sonrasını kapsayan ikinci tahkim süreci ise hâlâ devam ediyor.
Türkiye açısından Irak, bölgesel ticaret, enerji koridorları ve lojistik ağların merkezlerinden biri haline gelebilecek stratejik bir bölge. Bu nedenle, son zamanlarda Türk dış politikasında sıkça kullanılan “bağlantı” kavramı, Irak dosyasında da belirleyici bir unsur. Gelişme Koridoru Projesi de bu stratejik vizyonun merkezinde yer alıyor. Al-Zaidi’nin Erdoğan ile yaptığı ortak basın toplantısındaki, “Aslında coğrafya bize doğal olarak iki nehir vermiştir. Biz bir üçüncü nehir istiyoruz. O nehir şimdi bir ekonomi nehridir—ve bu elbette Gelişme Koridoru’dur” ifadesi, tarafların ekonomik kapasiteyi kurumsallaştırma konusundaki kararlılığını vurguluyor. Al-Zaidi’nin iş insanı geçmişi, politikalara daha pragmatik bir bakış açısı kazandırıyor. Karşılıklı fayda olduğu sürece, iç dinamikler ve dış faktörler bir kenara bırakılacak olursa, Al-Zaidi ile diyalogu sürdürmek daha kolay görünüyor. Özellikle Gelişme Koridoru, Irak’ın uzun süredir devam eden olumsuz imajını tersine çevirecek ve petrol bağımlı ekonomisini çeşitlendirmesine yardımcı olacak.
ABD-İran Savaşı sonrasında Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, projeyi daha da kritik bir noktaya taşıdı. Irak’ın petrolünün yaklaşık yüzde 80’i Basra Körfezi üzerinden taşınıyor ve Hürmüz Boğazı tek çıkış noktası. Bu bağlamda, projenin ayrıca enerji koridoru işlevi göreceği gerçeği, enerji gündeminin ikili ilişkilerde daha da güçlü bir rol oynayacağı anlamına geliyor. Elbette, KRG’nin projeye yönelik itirazları henüz çözülmüş değil. Projenin Türkiye’ye geçeceği Fishhabur güzergahı, Erbil yönetiminin kontrolünde bulunuyor. Ayrıca, 20 milyar dolarlık finansman konusunda belirsizlik devam ediyor. Bu meselenin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıl sonundan önce Irak’a yapması beklenen ziyareti sırasında tamamen çözüme kavuşması bekleniyor.
