Teknolojinin hızlı bir şekilde gelişmesi, günümüzde yapay zeka (YZ) monopolileri ile Avrupa’nın sömürgecilik geçmişi arasında benzerlikler kurulmasına yol açıyor. 1602 yılında Amsterdam’da kurulan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’nin (VOC) hükümet yetkilerine sahip ilk çok uluslu organizasyon olarak yürüttüğü baharat tekeli, bugün veri monopolilerinde de görülüyor.
Bu konu, oğluma hayali bir kayık yapımcısından bahsetmemle başladı. Oğlumun “Baba, o zamanlar denize düşenler için can yeleği ya da can simidi var mıydı?” sorusu beni istatistik arayışına yöneltti. Bu aramalarım, beni sömürge dönemine dair ilginç belgelere ulaştırdı.
Eline Jongsma ve Kel O’Neill’in çok platformlu belgesel projesi “Empire: The Unintended Consequences of Dutch Colonialism”, VOC ve Hollanda Batı Hindistan Şirketi’nin (WIC) izlerini takip ediyor. Proje, sömürgecilik sonrası nesillerin hikayelerini dört yıl boyunca belgelerken, büyük anlatılar yerine bireylerin hikayelerine odaklanıyor.
Bu ilgi çekici arşivi izlerken, günümüzün yapay zeka şirketlerinin benzer dinamiklerle etkisini görmek kaçınılmaz hale geliyor. OPENAI, Google DeepMind, Anthropic ve Çin’in DeepSeek gibi önde gelen YZ şirketleri, veriye, hesaplama gücüne ve algoritmik karar verme mekanizmalarına sahip olarak yeni VOC’ler haline dönüşüyor.
İlk bölüm “Cradle”, ev ve doğum yeri kavramlarını sorguluyor. Schiphol Havalimanı’nda uçakları teleskopla izleyen bir Koreli evlat edinilenin hikayesi ile, cenaze işleriyle ilgilenen bir çalışanın göçmen cesetlerini göndermeye hazırlama süreci paralel bir anlatım oluşturuyor.
Günümüzde veri, kaynaklarından koparılmış halde küresel veri havuzlarına taşınıyor. YZ şirketleri, doğum tarihimizden sağlık verilerimize, sosyal medya etkileşimlerimize kadar “dijital doğum” bilgimizi topluyor ve bu veriyi başka bağlamlarda kullanıyor. Kaçan kölelerin kurduğu toplum ise, bugünün açık kaynaklı YZ topluluklarına benziyor; dev monopoller dışında, kendi kurallarını belirleyen ve kurtuluş vaadi sunan mikro evrenler.
“Legacy” bölümünde VOC’nin Doğu Hint Adaları’ndaki yankıları, değişimlerin kalıntıları ele alınıyor. YZ dünyasında da “algoritmik önyargı” kavramı, daha koyu tenli bireyler için yüksek hata oranları gösteren yüz tanıma sistemleri ve tarihsel ayrımcılığın dijital yansıması ile kendini gösteriyor.
Projenin en eğlenceli bölümü olan “Periphery”, sömürgeciliğin beklenmedik sonuçlarına odaklanıyor. Endonezyalı bir oyuncunun yalnızca Meksika rolleri alması ve Avustralyalı bir motosikletçinin sürgün edilmiş Hollandalılarla bağlantı kurma arayışı, dışarıdan dayatılan kategorilere hapsolmuş kimliklerin örneklerini veriyor. Bugün YZ ile etkileşimde bulunan milyarlarca insan, benzer bir kategorik kısıtlanmayla karşı karşıya.
Projenin sanat kitabı, dört yıllık yolculuğun kalıcı bir kaydı oldu. YZ çağında verinin kalıcılığı, gelecekteki nesiller için hem bir miras hem de yük olacaktır. Jongsma ve O’Neill’in projesi, sömürgeciliğin hiçbir zaman gerçekten kaybolmadığını, sadece biçim değiştirdiğini öğretiyor.
Bugünün YZ monopolileri, global eşitsizlikleri derinleştirerek, kimlikleri şekillendirerek ve yeni “sömürgeler” oluşturarak önemli bir tehlike oluşturuyor. Ancak belgesel, büyük anlatılara odaklanmaktansa kişisel hikayelere odaklanarak bu durumu sorgulamamıza olanak tanıyor. Belki de direniş, her birimizin kendi dijital sömürge geçmişimizi sorgulamakta yatıyor. Bunu nasıl yapabiliriz? Geleceği yazarak, verimize sahip çıkarak, etik bir gözlem ile inşa edebiliriz.
