Bugün büyük bir şehirde yürüyüş yaparsanız, dikkat çeken ilginç bir durumla karşılaşabilirsiniz: Evcil hayvan kafeleri dolup taşıyor, köpek parkları kalabalık ve hayvanlar giderek aile üyeleri gibi değerli görülüyor. Peki, ne değişti? Hayvanlara daha mı bağlı hale geldik, yoksa insan ilişkilerimiz mi zayıfladı?
İnsan beyni sadece sevgi değil, aynı zamanda güven de arar. Sinir sistemimiz sürekli aynı sorunun yanıtını arar: Burada güvende miyim? Fiziksel güvenliğin yanı sıra, duygusal güvenlik de önemlidir. Yargılanacak mıyım? Reddedilecek miyim? Eleştirilecek miyim? Terk mi edilecek miyim? Olduğum gibi kabul edilecek miyim? Tüm bu sorular, duygusal güvenliği inşa eden temel ihtiyaçlardır.
Evcil hayvanlarla kurduğumuz bağ, bu ihtiyaçları karşılamaktadır. İnsan ilişkilerinin çoğu sosyal beklentilerden, gizli gündemlerden ya da değerlendirilme korkusundan etkilenirken, hayvanlarla olan ilişkiler bu tür kaygılardan oldukça uzaktır. Sosyal statünüz, maddi durumunuz, etnik kökeniniz ya da mesleki başarılarınız evcil hayvanınız için pek anlam ifade etmez. Onları etkilemek, bir performans sergilemek ya da sürekli olarak değerinizi kanıtlamak zorunda değilsiniz. Bunun yerine, bu ilişki, birçok insan için duygusal bir iyileşme kaynağı olarak kabul edilen bir kabul atmosferi sunar.
Sinir sistemimiz yaşamın ilk günlerinden itibaren başka bir canlıyla birlikte düzenlenmeye programlanmıştır. Psikolojide buna ortak düzenleme (co-regulation) denir. Tıpkı bir bebeğin annesinin sesi ve dokunuşu ile sakinleşmesi gibi, bir yetişkin de güven veren bir ilişkide sinir sistemini dengeleyebilir. Yanımızda sessizce yatan bir köpek, ritmik şekilde mırlayan bir kedi ya da yalnızca varlığıyla bize eşlik eden bir arkadaş, bedenimize “Artık güvendesin” mesajını iletebilir.
Dahası, bu sadece duygusal bir deneyim değil, aynı zamanda biyolojik bir süreçtir. Sevdiğimiz bir köpeği okşadığımızda ya da kedi mırlarken kucağımıza kıvrıldığında, beynimiz bunu bir işaret olarak algılar. Fiziksel temas ve bağlanma, beynimizde oksitosin hormonunu artırır. Oksitosin, güven, sevgi ve huzur hislerini artırırken, stres hormonu kortizolu düşürür. Kalp atışı yavaşlar, kas gerginliği azalır ve beden “tehlike” modundan dinlenme ve onarım moduna geçer.
İlginç olan ise, bu ilişkinin tamamen tek taraflı olmamasıdır. Araştırmalar, kedilerin insan yüz ifadelerini, ses tonunu ve beden dilini algılayabildiğini ve ruh halimize bağlı olarak farklı tepkiler verebildiğini göstermektedir. Yani, kediler yalnızca bizimle birlikte olmakla kalmaz, ortak düzenleme sürecinin bir parçası olabilirler.
