Geçtiğimiz günlerde ailemle birlikte Tersane İstanbul’da harika bir akşam yemeği yedikten sonra, iskeleden Golden Horn’un (Haliç) sakin sularına baktım. Çevremizdeki ziyaretçiler, tarihi endüstriyel mimarinin modern dükkanlar ve restoranlarla şekillendiği akşam manzarasının tadını çıkarıyordu.
Ancak suya bakarken aklımda adı hiçbir yerde geçmeyen bir adam vardı. Uzun yıllar boyunca tam da bulunduğumuz noktada çalışan Frost Paşa, diğer adıyla James Maurice Frost, buradaki tersanelere hayatını adamış biriydi ve o zamanlardan bu yana tamamen sessiz kalmıştı.
Onun hikayesine aslında bir yıl önce başladı. Haydarpaşa Mezarlığı’ndaki sakin mezar taşları arasında gezinirken, her biri İstanbul’un Britanya mirasını yansıtan o mezarlar arasında, Frost’un mezarı dikkatimi çekti. Yerel mermerden farklı, ağır ve parlak bir granitten yapılmıştı ve kesinlikle yabancıydı. O dönem arşiv belgem yoktu ama taşın özelliği onun nereden geldiğini anlatıyordu; Aberdeen’den, İskoçya’nın kuzeydoğusundaki uzak, rüzgarlı sahilden buraya gelmişti.
Frost Paşa, Osmanlı askeri hiyerarşisinde generalliğe terfi etti. Mühendislik eğitimi almış olan Frost, Tersane-i Amire’de, burada Haliç’in kenarında, topçu generali olarak görev yaptı. Osmanlı savaş gemilerine kullandığı toplar ile gerçek taktiksel ilerlemeler sağladı. Ayrıca, Kırım Savaşı sonrasında genişleyen Osmanlı ordusu içinde, kökenleri önemli olmayan birçok yabancı mühendis ve devrimci ile birlikte çalıştı.
Frost Paşa, hayatının büyük bölümünü bu şehirde geçirdi. Ancak bugün, tarihsel bir figür olarak hatırlanmayı bekleyen çok sayıda unutulmuş insan gibi, onun da hayat hikayesi pek bilinmiyor. Geçtiğimiz hafta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Bu, ülkemizin güvenlik ortaklıklarını kendi şartlarıyla inşa ettiğinin bir hatırlatıcısı oldu.
