Türkiye son 25 yılda önemli bir dönüşüm yaşadı. Bu dönemde yapılan yollar, binalar, fabrikalar ve üniversiteler gibi fiziksel yatırımlar genellikle kamu tartışmalarının merkezinde yer aldı. Ancak bu süre zarfındaki en kritik kazanım, geçmişte erozyona uğrayan bir özgüvenin yeniden canlanmasıdır. İki yüzyıldır kaybolmaya yüz tutmuş bu özgüven, sadece maddi çıktılarla değil, aynı zamanda yeniden mümkün hale gelen potansiyellerle anlaşılmalıdır.
Özgüven kaybının kökleri, yüzeysel bir geri kalmışlık hikayesinin ötesinde, derin bir medeniyet yarılması ve dil kaybında yatıyor. Modernleşme süreci boyunca yaşanan en büyük sorun, teknik yeniliklere uyum sağlama gecikmesi değil, tarihsel birikimimiz, değer yargılarımız ve bilgi üretim kapasitemizle olan ilişkinin zayıflamasıydı. Bu zayıflık, zamanla sadece kurumsal yapılarla değil, aynı zamanda düşünce biçimleriyle, kelimelerle ve hayal gücüyle de kendini gösterdi.
Son 25 yılın dönüşümü ise sadece fiziksel veya kurumsal yatırımlarla ilgili değil, aynı zamanda “biz de yapabiliriz” eşiğinin aşılması açısından da kritik bir değişimdir. Savunma sanayisinden altyapıya, sağlık sisteminden yüksek öğretime kadar birçok alandaki atılımlar, yenilenen özgüvenin somut tezahürleridir. Ancak bu başarıların önündeki asıl engeli aşmak için zihinsel eşiklerin aşılması gerektiği de unutulmamalıdır.
Burada üniversiteler ve sivil alanın rolü son derece önemlidir. Üniversiteler, sadece mesleki beceriler kazandıran kurumlar değil, aynı zamanda bir toplumun kendisini nasıl gördüğünü ve geleceğini nasıl inşa ettiğini belirleyen başlıca alanlardır. Eğer üniversiteler, büyük ölçüde başkalarının diliyle konuşmaya devam ederse, yeniden kazanılan özgüvenin kalıcı hale gelmesi zor olacaktır.
Sonuç olarak, son 25 yılın gerçek başarısı, inşa edilen yollar ve projeler değil, “biz de yapabiliriz” duygusunun yeniden içselleştirilmesidir. Bu duygu, doğru kavramsal çerçeve ve özgün bir dil inşası ile desteklendiğinde, sadece bugünün temeli değil, gelecek yüzyılın en güçlü sermayesi haline gelebilir. Aksi takdirde, elde edilen başarılar kalır, ancak bu başarıları sürdürebilecek özgüven bir kez daha eriyip gidebilir.
