Yeni Zelanda’da doğan Pasifik halklarının beşte biri, Māori kimliği taşıyor. Hükümetin aldığı kararlar Māori topluluklarını doğrudan etkilediğinde, Pasifik Māori toplulukları için bu ne anlama geliyor?
2023 yılında yapılan bir araştırma, Aotearoa’daki Pasifik halklarının yaklaşık yüzde 20’sinin Māori olarak kimlik belirttiğini ortaya koydu.
ACT lideri David Seymour, bu hafta Waitangi Tribunal’ını kapatma planını açıkladığında, bu konunun Māori veya Anayasa meselesi olarak ele alınabileceğini söyleyebiliriz. Ancak biz, bunun ötesinde, Aotearoa’daki birçok Pasifik insanının aynı zamanda Māori de olduğunun farkında olmalıyız. Bu, konuyla ilgili kimlerin söz hakkı olduğunu değiştiriyor mu?
Yayınlanan 2023 tarihli bir çalışma, 2,238,039 Yeni Zelanda sakininin verilerini inceleyerek, bu ülkedeki Pasifik halklarının önemli bir kısmının aynı zamanda Māori olarak tanımlandığını bulmuştur. Çalışma, Yeni Zelanda doğumlu Pasifik insanlar arasında birden fazla etnik kimliğe sahip olan bireylerin oldukça yüksek oranlar gösterdiğini ortaya koymuştur.
Çalışmanın sonuçlarına göre, incelenen yedi Pasifik etnik grubunun ortalaması alındığında, Aotearoa’da yaşayan Yeni Zelanda doğumlu Pasifik halklarının beşte biri Māori olarak tanımlanmaktadır. Bu, özellikle Pasifik halklarının genç, büyüyen ve çeşitli yapıları göz önünde bulundurulduğunda, küçük veya önemsiz bir grup değildir.
Bu durum, Hükümetin Tribunal’ın geleceğiyle ilgili alacağı kararların, yalnızca Māori olarak sayılan bireylerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Pasifik hanelerine, Pasifik kökenlerine ve burada Aotearoa’daki Pasifik kimliğine de ulaşacağını göstermektedir.
Waitangi Tribunal’ın geleceği, mevcut dönemin ve 2026 seçim kampanyasının belirleyici meselelerinden biri haline gelmiştir. Bu hafta açıklanan ACT politikası, Tribunal’ı 1 Eylül 2008’den önceki tarihi taleplerle sınırlı tutmayı, çağdaş hükümet politikalarını inceleme rolünü sona erdirmeyi ve gelecekteki hak anlaşmazlıklarını olağan mahkemelere yönlendirmeyi amaçlamaktadır.
Seymour, değişikliği 2040’taki Te Tiriti’nin iki yüzüncü yılı çerçevesinde kaydetti. “Yaklaşık iki yüzyıl önce yapılan Anayasa’nın imzalanmasından bu yana tarihi anlaşmaları tamamlamanın ve Yeni Zelanda’yı ileriye taşımak için zamanın geldiğini” ifade etti.
Seymour’a, Tribunal’ın güncel Anayasa ihlalleri üzerindeki denetimini ne ile değiştireceği sorulduğunda, yanıtının “seçmenler” olduğunu belirtti. “Yeni Zelanda halkı ve Parlamento. Biz demokratik bir toplumda yaşıyoruz” dedi.
Yeni Zelanda First, bu konuda farklı bir konum almakta. Ulusal-Yeni Zelanda First koalisyon anlaşması gereği Hükümet, Tribunal’ın soruşturmalarının kapsamını, amacını ve niteliğini yeniden değerlendirecek bir inceleme taahhüdünde bulunmuştur. NZ First lideri Winston Peters, Tribunal’ı “hak talep endüstrisi” olarak adlandırarak açıkça eleştirmektedir.
Peters, “Bunu burada durduracağız” diyerek, eski Başbakan Jim Bolger döneminde yapılmaya çalışılan ancak başarısız olan bir girişimi işaret etti. “Tam 12 yıl geçti. Bu süreç hâlâ devam ediyor” dedi.
Yeşil Parti milletvekili Teanau Tuiono, hem Cook Adaları Māori’si hem de Yeni Zelanda Māori’si kimliklerine sahip biri olarak iki dünya arasında yürüdüğünü ifade etti. Bu, Māori ve Pasifik nüfusunun Aotearoa’daki yolculuğunu simgelerken, 1982’deki Vatandaşlık Yasası’nın iptali konusundaki destekler arasında yer aldı.
Ancak, mevcut hükümet koalisyonuna yönelik değerlendirmesi oldukça sert; “Son üç yılda, Māori kelimelerinin okul kitaplarından çıkarılması ve Anayasa İlkeleri Tasarısı gibi uygulamalar, açıkça anti-Māori” ifadelerini kullandı.
Bu durum, Pasifik ve Māori toplulukları için basit bir tribunal tartışması olmaktan çok daha derin bir anlam taşımaktadır. Eğer Yeni Zelanda doğumlu Pasifik halklarının beşte biri Māori olarak tanımlanıyorsa, bu konudaki sessizlik onların ailelerine ve gelecek nesillerine fayda sağlıyor mu? Tribunal’ın mevcut rolü sona ererse, bu durum Pasifik Māori sesimizi nasıl etkileyecek?
