Bugün, Türkiye’nin yıllardır savunduğu sınır ötesi güvenlik argümanlarının ne kadar önemli ve gerçek olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyoruz.
Uzun yıllardır Türkiye, topraklarını ve vatandaşlarını terörist saldırılardan korumak için sınırlarının ötesinde gerekli önlemleri almak zorunda kalmıştır. Çünkü karşı karşıya olduğu tehdit, sadece Türkiye sınırları içinden kaynaklanan bir güvenlik meselesi değildi. Terörist örgütler, komşu ülkelerdeki güç boşluklarını kullanarak, burada eğitilip silahlandırılmakta ve Türkiye’ye saldırılar düzenlemekteydi. Bu nedenle Türkiye’nin sınır ötesi operasyonları bir tercih değil, bir zorunluluktu.
Türkiye, sahada IŞİD’e karşı doğrudan askeri mücadele veren önde gelen ülkelerden biridir ve bu süreçte kayıplar vermiştir. Fırat Kalkanı Harekatı, IŞİD’in Türkiye sınırındaki kontrolünü sona erdirmiş ve terör örgütünün binlerce kilometrekarelik alanını temizlemiştir. Benzer şekilde, PKK ve onun Suriye’deki uzantıları da Türkiye sınırında bir terör koridoru oluşturma girişimlerinden vazgeçirilmiştir.
Mevcut gelişmeler, bu müdahaleler gerçekleştirilmemiş olsaydı Türkiye’nin karşılaşacağı güvenlik tehdidinin boyutunu açıkça göstermektedir.
Türkiye’nin bölgedeki önceliği, komşu ülkelerin topraklarını bölmek olmamıştır. Aksine, Ankara, Irak ve Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü sürekli olarak savunmuştur. Türkiye’nin temel talebi her zaman net olmuştur: Komşu ülkelerin toprakları, Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren terörist örgütler için güvenli bölgeler haline getirilmemelidir.
Ancak bu meşru uyarılar, uzun yıllar boyunca yeterince ciddiye alınmamıştır.
Esad rejimi döneminde, PKK’nın Suriye topraklarındaki varlığı ve liderliğine sağlanan sığınma ve operasyonel imkanlar, Türkiye’nin güçlü tepkisini çekmiştir. Benzer şekilde, Irak’ın kuzeyindeki güç boşluğu da PKK tarafından istismar edilmiştir. Türkiye’ye saldıran teröristler, sınırı geçerek diğer tarafın güvenli olduğunu düşünmekteydiler.
Türkiye, yıllarca komşularının ve uluslararası toplumun bu tehdidi ele almasını ve ortadan kaldırmasını bekledi. Ancak gerekli adımlar atılmadığı için, kendi güvenliğini sağlamak amacıyla tedbirler almak zorunda kaldı. Sonuçta, hiçbir devlet, vatandaşlarına yönelik açık bir tehdidi sadece diplomatik açıklamalarla seyretmeyecek kadar menfaatlerini savunur.
Burada altı çizilmesi gereken noktaya gelelim: Türkiye, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bir “işgalci” ülke değildir.
Eğer Türkiye’nin amacı toprak kazanımı olsaydı, bölgedeki kaos ve devlet otoritesinin çöküşünü istismar etmeye çalışırdı. Ama Ankara tam tersini yaptı. Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünü savundu, terörden temizlenmiş bölgelerde normal yaşamın yeniden tesis edilmesine çalıştı, sivillerin güvenli bir şekilde evlerine dönmelerini sağladı ve yerel düzenin kurulmasına yardım etti.
Türkiye’nin askeri varlığının hedefi, başka bir ülkenin toprakları değil, terörist örgütlerdir.
Bu nedenle, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını değerlendirirken sebep ve sonuç karıştırılmamalıdır. Bölgede yaşanan istikrarsızlık, Türkiye sınırı aşmasından kaynaklanmamıştır. Aksine, sınır ötesi müdahale, bölgede devlet otoritesinin çökmesi sonucu terörist örgütlerin bu boşluktan yararlanarak Türkiye’yi tehdit etmesi nedeniyle gerekli hale gelmiştir.
Bugün, Suriye ve Irak yeniden inşa sürecindeyken, Türkiye hâlâ aynı temel ilkeleri savunmaktadır: güçlü merkezi hükümetler, toprak bütünlüğüne saygı, güvenli sınırlar ve terörist örgütlerden arındırılmış bir bölge.
Çünkü Ankara, komşu ülkelerdeki parçalanmanın sadece kendi güvenliğini değil, tüm bölgenin istikrarını tehdit ettiğini çok iyi bilmektedir. Etnik ve mezhepsel fay hatları etrafında oluşturulan yapay oluşumlar, yeni çatışmalara, daha fazla göç dalgalarına ve hatta daha büyük savaşlara yol açabilir.
Türkiye, parçalanmış, zayıf ve düşman devletlerden oluşan bir bölge istememektedir. Türkiye, güvenli sınırları, siyasi birliği korunmuş ve terörist örgütlerden arındırılmış bir bölge istemektedir.
Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlamaktan kaçınanlar, şimdi aynı tehditlerin kendi kapılarında belirdiğini görmektedir. Dün, “Türkiye neden sınır ötesi operasyon yapıyor?” diye soranlar, bugün şu soruyu yanıtlamak zorundadır: Eğer Türkiye müdahale etmemiş olsaydı, sınırlarımız boyunca oluşturulmuş bir terör kuşağının bedelini kim ödeyecekti?
Bu nedenle, sınır ötesi operasyonlar geçmişte alınmış askeri kararlar değildir. Bunlar, Türkiye’nin egemenliğini, vatandaşlarının güvenliğini ve bölgenin geleceğini korumaya yönelik stratejik önlemlerdir.
Zaman, bir kez daha Türkiye’nin duruşunu haklı çıkarmıştır.
